25 Aralık 2010 Cumartesi

Tavanarası




          Aşka gelmeden bir durak önce indim. Mevsim salatasının en soğuk lezzetindeydim. Üç gündür tuvalete girmemiştim; soğuk, kabızlığı tetikliyor. Bu soğukta insanın kıçını açıp yapası gelmiyor da denebilir.

          Tuvaleti olmayan sadece 10 liralık bir oda tuttum. Allahtan kabızdım diyen ilk kişiydim. Bir şişe ucuz şarap parasına kiraladığım odama bir göz gezdirdim. Bir parça kağıt buldum yerde. Okumaya başladım. Hoşuma gitti; yarım kalmış bir şiirdi bu…



          “hiçbir tarife uymuyor mezelerim
          ruhumun tavan arasında içiyorum
          her yerde batmayan gemilerim
          sessiz bandolar gibi güpegündüz seviyorum”

          Bu dörtlük, olsa olsa güzel bir şiire final olabilir diye düşündüm. Üç gündür tuvalete girmiyor, iki gündür de uyumuyordum. Yatağa girdim. Bu şiiri tamamlamalıyım diye düşünürken edebi bir uykuya daldım.

          Uyandığımda saat akşam sekizi gösteriyordu. Uyuyalı dört saat kadar olmuştu; lakin uykumu çoktan almıştım hayattan. Önce gözlerimi, sonra avcumu açtım. O kağıt parçası hala elimdeydi. Yirmi beş yaşındaki bir gencin eline tutuşturulmuş intihar mektubu gibi…

          Odayı çok ucuza tuttuğum için belki biraz kafa dağıtırım diye en yakın bara doğru yollandım. Hayat kadınlarının hayatlarını üç öğün alkolle beslediği, hayat erkeklerinin ise onlardan cinsel hastalıklar kaparak, hayatlarına paşa paşa devam ettiği, hayatı güzel özetleyen bir bara geldim. Beni kimsenin rahatsız edemeyeceği kuytu bir masaya iliştim. Uzun bir süre bekledim. Pencereden dışarı baktım. Birkaç çığlık duydum içimde. Sonra bara döndüm. Her Türk gibi bir duble rakı söyledim. Yanına bir dilim ekmek ve geçenlerde bir kültür-sanat dergisinde rakının yanına tavsiye edilen “un kurabiyesi” çıkarttım ceketimin cebinden. Her şey tamamdı, uzun bir sessizlik daha oldu ruhumun koridorlarında. Barın içini iyice süzdüm. Pansiyonda bulduğum kağıt parçasını çıkartıp; rakı ile un kurabiyesinin arasına koydum. Tekrar okudum. Bir şiir için iyi bir final diye düşündüm, bu sefer uykumu almış olarak.

          Barı tekrar süzdüm. Renksiz aynalarda hayata tutunan, hayat kadınları ve erkeklerini tekrar tekrar süzdüm. İşimi gördükten sonra rüzgar gibi apar topar gidecektim bu yerden.

          Rakımın buzları erir erimez koca bir fırt aldım. Ardından un kurabiyesi. Sonra tam tersini denedim. Çok uzun zamandır böyle lezzetli içmemiştim. Ehh, çok uzun zamandır başkaları yaşasın diye ölmüyordum da. Yani, işsizdim. Sonbahar bitmek üzereydi, ben de öyle. Kadınlar ise artık yataklarımda değil; sanki mezarlarımda yatıyorlardı. Her nerede iseler iyi saklanmışlardı.

          Ufak bir parça kurabiye kopardım. Ardından rakı ve ardından ufak bir parça kurabiye daha. Evet, böylesi daha iyi! Rüya gibi… Sırt üstü rüyalarımı yan yatırmak gibi…




          Barmen yaklaştı;
          “O yediğiniz un kurabiyesi mi?” diye sordu.                      
          “Evet, ister misin?”
          “Hayır, sadece dikkatimi çekti. Var mı bir arzunuz?”
          “Bilmem. Ne arzulamalıyım sence?” dedim, son kurabiyeyi de tüketerek…
          “Bira-Bomb tavsiye ederim size. Özel spesiyalimizdir; tekila ile dolu tekila bardağını, bira ile dolu bira bardağının içine amuda kaldırıp bırakıyoruz. Siz biranızı yudumlarken biranın içindeki tekila, bomba etkisi yapıyor.”

          “Hmm,” dedim. Eli yüzü düzgün, oldukça tahsilli bir çocuğa benziyordu şu barmen. Kanım ısınmıştı ama rakıdan da olabilir.
          “Pekala, eğer bana şu önümdeki kağıt parçasının içinde yazılı şiiri tamamlatacaksa bir tane bira-bomb alabilirim.”

          Kendi denginde bir müşteri bulduğu için sevinerek;
          “Barımızın adı –tavanarası-… Şiirinizin adını böyle koyabilirsiniz,” dedi ve gülümseyerek bana bomba hazırlamaya gitti.

          Tek kelime etmedim. Hepimiz oturduğumuz yerden barmene bakıyorduk. Özel bir andı. Şiir tamamlamak için alkolden bomba yapıyorduk. Uzun süren bir bakış, sonra barmen elinde bombayla çıka geldi. 

          “Bu, pimi…” dedi. “Bunu çekersen mahvolursun!” 
          “Olur, çekerim,” dedim ve gitti.


Tavanarası

sırt üstü rüyalarım 
yan yatar mı bir gün

ölüyorum, başkaları yaşasın diye
göm beni de sonbahar
kadınlar yatar mezarlarımda

rüzgar ve sen apar topar gittiğinizde
sıkıştım kaldım ruhumun tavanarasında
artık hoşça kal en hiçten dileklerimle
git tutun hayata, renksiz aynalarda

hiçbir tarife uymuyor mezelerim
ruhumun tavanarasında içiyorum
her yerde batmayan gemilerim
sessiz bandolar gibi güpegündüz seviyorum!

İlker Filiz


yeniyazı dergisi/ sayı 6/ mart 2009





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Samimiyetinizi Dökün