31 Mayıs 2012 Perşembe

The Sunset Limited [2011]




The Sunset Limited’i izledim. Hayatım değil, ama ölümüm değişti.

Beyaz ve Siyah’ın uçsuz bucaksız kafa kasması bu filmde. Üst düzey algıcıya ve izleyiciye hitap eden bu filmde, sabırlı olanlar kazanıyor. Ne mi kazanıyor, tabii ki kaybolan çorabının tekini değil! Film sürekli ağbiler moduna dönüyor, ama fazla takılmayın din temalı repliklere. Aslında daha çok kurak bir yerde su kuyusu açmaya çalışan katranlı bir Siyah izliyoruz. Beyaz ise hiç mi hiç beyaz değil! Düello başlasın!

Beyaz: “Kültürel şeylere inanırım. Kitap, müzik, sanat, böyle şeylere… Bunlar benim için değerli olan şeylerdir. Medeniyetin temel taşlarıdır. Benim için değerleri vardı. Artık o kadar da değerli değiller galiba. Çünkü insanlar değer vermeyi bıraktı. Belirli bir noktaya kadar ben de. Nedenini tam olarak söyleyemem. O dünyanın büyük bir kısmı yok oldu. Yakında tamamı yok olur. Yani, sevdiğim şeyler çok narin ve çok kırılgandı. Bunu bilmiyordum. Yıkılmaz olduklarını sanıyordum. Ama değillermiş.”





Siyah hep karna ve kasıklara çalışıyor.







Siyah bizi şaşırtmaya devam ediyor. Bi’ anda katil olduğunu öğreniyoruz, lakin İsa’dan başka inandığı kimse de yok.

Siyah: “Doğru insanlarla takılırsan dünyevi arzularından arınırsın.”





Siyah: “Hayatında hiç acı olmazsa mutlu olduğunu nasıl anlayacaksın?” 





Siyah: “Sarhoş, içkiden ölmeyi dert etmez, ki o yüzden ölecektir, ama ölmeye fırsatı olmadan viskinin bitmesini dert eder.”

Siyah: “İncil’in hepsine inanmıyorum. Meselam, ilk günah fikrine. Hani Havva elmayı yer de herkes kötü olur ya. Ben insanları o açıdan görmem. Bence çoğunlukla insanlar işin en başında iyiydi. Bence insan kötülüğü kendi başına, kendisi getirir. Çoğunlukla da hak etmediği şeyleri istediği için. Ama böylece dikilip bana kafir olduğumu söylemene izin vermem. Hele ki seni kafirlikten vazgeçirmeye çalışırken.”

Beyaz: “Bence dini diyalektik her zaman temelin kötü olduğunu var sayar. Yani, İncil eğitici öykülerle dolu. Hatta tüm edebiyat öyle. Bize dikkatli olmamızı söylüyorlar. Neye karşı dikkatli? Yanlış sapakta dönmek, yanlış yola girmek konusunda. Kaç yanlış yol var? Sayılamayacak kadar çok. Kaç doğru yol var? Sadece bir tane. Bahsettiğin dengesizliğin nedeni bu.”

Siyah: “Nefes almayı bıraktığında artık ona yardım edemezsin.”

Meydana okuma olayı filmde birden, ikiden, üçten fazla geçiyor, yani insanı bezdirecek derecede meydan okuma var. Bir zamanlar meydan diye bir gazetenin de olduğunu farzedersek, ki hâlâ var mı öyle bir gazete bilmem, çok da gerilmememiz gerekiyor biz Türkler.

Beyaz: “Daha karanlık olan resim her zaman doğru olanıdır. Dünya tarihini okuduğunda; bir kan, hırs ve aptallık efsanesi okursun. Bunun önemini inkâr etmek imkânsızdır. Ama yine de bizler geleceğin her nasılsa fark olacağını hayal ederiz. Neden hâlâ varız, onu bile bilmiyorum. Muhtemelen çok uzun sürmez.”

Bu sefer de Beyaz bombalamaya devam ediyor.

Beyaz: “Dünya aslında bir çalışma kampı. Tamamen masum olan işçilerden birkaçı her gün piyango yoluyla idam edilmeye götürülüyor. Bence bu sadece benim bakış açım değil. Gerçeğin ta kendisi. Alternatif bakış açıları var mı? Evet. Dikkatli bir incelemede ayakta kalabilirler mi? Hayır.”

Beyaz: “İnsanlar dünyayı gerçek haliyle görebilse, hayatlarını gerçek haliyle görebilseler, hayalle ve yanılsamalar olmadan yani, bence mümkün olduğunca çabuk ölmemek için ortaya bir tek neden bile süremezlerdi. Ben Tanrı’ya  inanmıyorum. Bunu anlayabiliyor musun? Çevrene baksana yahu. Göremiyor musun? İşkence görenlerin yaygara ve gürültüsü onun kulaklarına müzik gibi geliyordur. Ve bu tür konuşmalardan da iğrenirim aslında. Tek tutkusu, daha en başından var olduğunu inkâr ettiği şeye durmadan hakaret etmek olan köy ateistinin iddialarından yani. Sizin kardeşliğiniz sadece bir acı kardeşliği, başka bir şey değil. Ve bu acı tekrarlanan bir acı değil, kolektif bir acı olsaydı, ağırlığı dünyayı evrenin duvarlarından söker ve neden olabildiği en büyük gecenin içine atar, geride kül bile kalmayana dek alev alev yakardı. Ve kardeşlik, adalet, sonsuz hayat mı? Hey ulu Tanrım. Bana insanı hiçlik ve ölüme hazırlayan bir tek din göster. Bak, o kilisenin cemaatine katılabilirim işte. Sizinki insanı sadece daha çok hayata hazırlıyor. Hayallere, yanılsamalara ve yalanlara. İnsanın kalbindeki ölüm korkusunu yok edersen bir gün bile yaşayamaz. Bir sonrakinin korkusu olmasa kim bu kabusu ister ki? Tüm neşelerin üstüne baltanın gölgesi düşüyor. Her yol ölümle bitiyor. Her dostluk ve aşk da öyle. İşkence, kayıp, ihanet, acı, elem, yaş, aşağılanma, korkunç geçmek bilmeyen hastalıklar… Ve hepsi aynı nihayete eriyor. Senin için, değer vermeyi seçtiğin herkes ve her şey için. Gerçek kardeşlik bu işte. Gerçek bağ. Ve herkes hayat boyu üye.”

Evet, sayın izleyici. Hoşça kal. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Samimiyetinizi Dökün