9 Ağustos 2012 Perşembe

Kitap Satın Alma Hastalığı





Böyle bir hastalığın mevcut olduğunu açıkçası Yeditepe İstanbul dizisinin ya otuzuncu ya da otuz birinci bölümünde filan fark ettim. Meğersem; parası iki kuruş fazla olan ve entelektüel gözükmeye çalışan insanlar, sonunda dönüp dolaşıp ikinci el kitapçılara gidip öyle ya da böyle, alakalı ya da alakasız bir mantıkla tüm kitapları tezgâhtan toplayıp, korsan ve ikinci el kitap satıcılarının yüzünü epeyce güldürüyormuş. 

Hâl dediğimiz tuhaf durum böyle iken, ikinci sırayı elbette okunmayan dergiler ve içilmeyen, vitrinlere süs diye alınmış şaraplar ele geçiriyor. Purolar da ya üçüncü sırada ya dört. 

Türkiye'deki kitap satışları son yıllarda olağanüstü artmış. Peki neden? Çünkü kitap alıyoruz ve kendimizi iyi hissediyoruz. Kendimizi iyi hissediyoruz ve iç huzurumuz dengeleniyor. Evlerimizde okumadığımız bir sürü kitabımız olması bize sahte bir güven duygusu veriyor. Fakat insan en iyi kendini kandırır. Mesela, her Türk şiir yazabiliyor artık. Herkes şair oldu ve çok ilginçtir ki; şiir yazarak şiiri, öykü yazarak da öyküyü zedeledik. Yazı sanatı da en az okuma sanatı kadar kırgın bize. 

Şimdi en yoğun okuma yaptığınız bir ayın ortalamasını alınız. Kaç çıkıyorsa onu ortalama insan ömrüne oranla çarpınız. Çıkan sayı sizin hayatınız boyunca okuyabileceğiniz kitap sayısıdır. Rakam düşük geldiyse şaşırmayın. Arkanıza yaslanın ve o vitrinlere koyduğunuz şarap şişelerinden birini açıp yavaş yavaş için. Şarap kanınıza karıştıkça şaşırmanız da geçecektir. İnce bir esef, tüm zihninizi kaplayacak. Belki de o gün aldığınız ve asla okumayacağınız Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna'yı okuyacak ve "Maria Puder'i görmeden ölme," diyeceksiniz kendi kendinize.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Samimiyetinizi Dökün