5 Aralık 2012 Çarşamba

Geçen Gün Arkadaşlarla Yine Bir Rüyamdayım



Geçen gün yine rüyamın içinin içinde rüyamdayım. Nasıl terliyorum. Tabi işlemci çalışıyor. Tanımadığım, asılsız bir kadın Zeki Müren gibi öptü beni. Zeki Müren'in öpüşlerini filmlerden bilirim. Onun şarkıları ve filmleriyle büyüdük bir dönem. Filmlerden bildiğim şeyleri öyle çok fazla kafama takmam esasen. (Peşin peşin konuşmamak lazım demek ki.) Masum bir öpücük de yer edebiliyormuş bazen bilinçaltında. Şimdi o öpücüğü hatırlamanın zevkiyle kahve yaptım rüyamda kendime. Evet evet, rüyamdan yazıyorum. Hangi rüyam hangisinin içinde şu an çok net bilemiyorum. Bir insepşın’a sormalı. Bildiğim tek şey: Sütlü. Hayır hayır, bol sütlü. Kahve yahu. Üç şekerli, tıpkı benim gibi. Kahve içtiğim zamanlar özellikle, üç şekerli bir insanımdır. Iscaktan hallice kahve dolu bardağı dudaklarıma götürüp keyifle höpürdetirken aldığım hazla, o az önce bahsettiğim Zeki Müren öpücüğünü düşünmenin hazzını birleştirip ortaya suni bir mutluluk çıkarttım. Mutluluk kısa sürdü. Akabinde hissedip tükettiğim mutluluğun süregelen yankılarını düşündüm. Az daha uzattım o anı. Ne de marifetliyim bazı çaresiz ve yalnız anlarımda. Ve öyle mutluyum ki o an, mutfaktan çıkmayı düşünmüyorum bile. Halbuki odamda güzel bir kadın beni bekliyor ve orası daha sıcak. Ben ise tutmuş neyin peşindeyim. Mutfak penceremden atladım. Sıkıcı bir atlayıştı. Hemen yere çakıldım ve bir önceki rüyamın içinde uyandım. Etu'nun bittiğini söyleyen insanlar vardı çevremde ve Taksim'in Delisi Cenk henüz daha doğmamıştı. Bu duruma biraz güldüm. "Oğlum bak git!" dedim kendi kendime. Bak uyan. Uyan. Uyanamadım arkadaşlar. Devam ediyoruz. "Herhangi bir evin herhangi bir penceresinden tekrar atlasam mı acaba," diye düşündüm. Fark etmişsinizdir az önce böyle yaparak bir rüyadan diğerine geçiş yapmıştım. "Tekrar yapabilirim," diye düşündüm. Yapamadım arkadaşlar. Pilavın ve papazın rolü, kuşun ve etin rolü, rüyalarda da bakiymiş. Anam! Bi' baktım Servet Çetin orta sahaya kadar çıkmış, hemen pasımı verdim, ve tüm rakip takımı çalımlayarak şutunu çekti Servo. Fakat o da ne, şut ve taç! Taç lan, bildiğin taç. Herkesi ipe dizdi, fakat son bitirici vuruşu yapamadı Servet. Kimse sevinemedi. Rüyada olduğumu o an hatırladım ve taç çizgisine doğru koştum. Yuvarlak tuşa uzun basarak hunhar bir taç atışı kullandım, yine Servet, ama bu sefer GOOOOOOOOOÜÜLLLL, Servet kafayı vurdu ve 3 oldu, 3! Messi'nin sırtına çıkıp kafayı vurdu Servet. Golün sevinciyle çok fazla koşmuş olacağım ki ter içinde uyandım Ay'da. Ellerimde iki poşet dolusu bira. Şimdi hangi rüyanın cezasını çekiyorum Allah'ım. Daha önceki yıllarda Ay'a çıkan birkaç zibidi beni kovalıyor. Arkamdan bağırıyorlar: "You bastard, you motherfucker, stop him! He stole our beer!!!" Biri iPhone'sini çıkartıp yandaki fotoğrafta tag'lıyor beni. Facebook'umdan bildirim geliyor, "Onaylamak istiyor musun?" diye. Allah'tan fotoğraflardaki etiketlenme zımbırtısına onay engeli koymuştum. Direkt duvarıma yansımıyor, ama Ay'a yansıyor. İtneler beni madara ettiler. Koşamıyorum da hızlı hızlı. Olduğumdan altı kat daha hafifim. Ne yalan söyleyeyim, ne yalan söyleyeyim, sıkılıyorum ve uyanıyorum. Burası Zeytinburnu Askerlik Şubesi. Ben emekli onbaşı İlker Filiz. Geceleri uyumaktan korkuyorum.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Samimiyetinizi Dökün