9 Şubat 2013 Cumartesi

Korkar Mısınız Bilmem - I



KORKAR MISINIZ BİLMEM – I

Korkar mısın bilmem, şiirlerimiz biraz çoğaldı. Yanlış sevilmiş dudaklara sahip gülüşünde, saçların; eklem yerleriydi sanki rüzgârın. Savaşır mı hiçbir savaşçı, titreyen bir atın eğerinde?

Korkar mısınız bilmem, önümüzde bir yalnızlık var. Boş zamanlarımda dolu zamanları yazarım. Sesim yoruldu artık nefesime laf anlatmaktan. Korkmayın, verdiği tüm rahatsızlıklar geçicidir.

Mesela; sigara içerken kulluğunu gösteriyorsun dumana, lütfedip üflüyor canını dudakların, olduğuma bin katıp yansıtıyor gözlerin, şarkı söylettiriyor yüreğin, yüreğimin atışına ve kanıyor göğüslerin nefes nefese. Aslında ne dil var, ne dudak; seviyor birbirini göz göre göre, korkar mısınız bilmem, yalnızlık bu!

“Mesela,” diyorum, mesela; ben hep şafak sayarak yaşadım, ölüme. Fazla abartmaya gerek yok, iPod'tan kitap okuyan bir insanım sonuçta. Fakat, orada dur! Dünyanın bir sen dönüşü öncesine denk geliyor ayrılık. Sonra ne diyeyim işte, bize göre görecesiz yüzündeki mucize.

Geçen gün yine bir rüyamdayım, arkadaşlarla içiyoruz. Ya işte, “mesela yani,” diyorum; orasını karıştırma. Siyahlar, beyazlar, hangisine basıyordum? Rüya bu, hepsini hatırlamıyorum ve simgesel ses birikintileri akorlar, maziden alçakgönüllü şiir besteleri çalıyor. Her şey susunca İstanbul'da yağmur yağıyor.

Rüya bu ya: Ömer Hayyam Dubailer'e gidiyor, rüyamda gülüyorum, engellenmiyor. Az önce göğe baktım, Turgut'u gördüm, uçağı kaçırmış, “dizelerimi değiştirip değiştirip herkese satmayın,” diye beni uyarıyor.
“Delice, doluca, içince, görünce, görümce, sevince, sivilce, sarınca, sanınca" diyor, kâhin.
“Sakla samanı beş dakikan var," diyor, Zaman.

Ben anlamıyor muyum sanki: Mona Lisa'nın adı kendisinden güzel. Ver elini öpeyim kadın, rüyamın içinin içinde uyanırsam şiir yazacağım. Fakat soğuk, kar yağıyor, cep telefonumda titriyorum, titretiyorlar ya da bir harf satın alabilir miyim Twitter? Kendi kendini tweet'leyenlere Twitter mi deniyor, deli mi?

Rüya bu ya: Ahmet Erhan mı bu gelen? Atım yaşıyor, avradım âşık, internetim kesik. Scott Columbus ölmedi; yüreğimde yaşıyor, Metalik Savaşı'nda bageti o taşıyor, davulu o çalıyor.

Yaşamak ne kanlı şey, bir sineği bile incitebilirim. İçimdeki çocuğun bayramını şutlarım. Düzeltiyorum: "çocukların ve hobitlerin bayramını kutlar; çocukların gözlerinden, hobitlerin de neresinden bilmiyorum, öperim.” 23 Nisan kutlamaları dünyanın dört bir yanında büyük bir coşkuyla kutlanmaya devam ediyor.

Korkar mısınız bilmem, korkun, ben korkuyorum mesela. Saçlarının döküldüğünü, cümlelerinin uzadığını fark edecek kadar dikkatliysen sana bir sır vereceğim dostum: “Kesinlikle ırsi değil, çok, ama çok yalnızsın.” Yalnızca dişlerinin sarardığının farkındaysan yine bir sır vereyim hadi: “Çayı azalt.” Hiçbir şey düşünemiyorsanız bu cehennemde, son sırrım: “Kitap okuyun.” Yalnızım sana diyorum, gelirsen sen anla. Düşerken açılan bir paraşüttür aşkı bitiren. Asla, dön diyemeyiz mutluluğun gizli gülümsemesine. Gök yüzüme bakma, akar iki damla sen. Birini yakala, diğeri nasıl olsa ben.




* Bu metin izdiham dergisi'nde yayınlanmıştır.





                                                                                                                                                                  



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Samimiyetinizi Dökün