21 Mayıs 2014 Çarşamba

Diye Biri - Samsa Fanzin/ Sayı 2/ Mayıs 2014





Diye Biri

1         


"Evet, biraz küçümseyin, çekiyorum, çeektim." Bir Fotoğrafçı
              
Merhaba. Benim hâlâ bir takım elbisem yok. Küçükken içime kapanıktım. Kimseyle konuşmazdım. Anlaşabildiğim, anlaşamadığım hiçkimseyle tek kelime konuşmazdım. Şimdi de değişen pek bir şey yok. Şiyir miyir yazıyorum arada. Öykücülüğe soyunmaya çalışıyorum filan. İletişim olarak bu kadarım işte.
              
Şimdi tekrar merhaba desem garip mi olur? Yok yok, bi’ bok olmaz. Merhabalar. Bakın, “lar” eki ile dünyaları değiştirdim işte. Seninle içelim okuyucu. Ama buradan olmaz. Buralarda sadece metinler yenir yutulur cinsten.

Sana sahip sesleniyorum okur kardeş. Şakadan da olsa takım elbise giydirmeyin 5 yaşındaki erkek çocukcukcuklarına. Özgüven ve şımarma katsayıları terbiyesizlikle çarpılıyor. Bir çocuğun kendine güvenmesi ne büyük bir çılgınlık bir düşünün lütfen. Derin düşünün.

Mesela yalnızlık; yalnızlık hep karaysa, kara görünmüyorsa, denizde veya havada olmak bizleri mutlu etmeli. Ama kusura bakmayın, ben karadayım.

“Az önceyi. Her seferinde daha da az önceyi düşünerek şimdiye gelsem ağlayabilir miyim?” sorusu beliriyor zihnimde. Şimdiye varmak istemiyorum, ama gelebilirim diye ufaktan bir ümidim de yok değil. Yok değilse vardır kesin bir şeyler. Yok varsa, yok değildir.

Bu arada fazla bir şey anlatmayacağım. Yeni şiir yavaş okunması lazım. Her dizeden sonra 70 saniye durmalı. Yeni rakı içmenin ise çok nedeni vardır, kusmanın bir. Küçüksemek için fotoğrafçıya; "sıfır sıfır sıfır," diyerek tükürünüz.
              
2
              

“Benim de söyleyeceklerim yar.” Unuttum Yazarını

Bazı aşkların, galibiyet sonrası kaybedilen üç puan olduğunu herkes bilir. Herkes bunu öğrenir hayatın safhalarında. Ellerinde kalan tezat bir şikedir. Olabilecek en güzel yalnızlık betimlemesi. İnsanların kalplerini deşen transparan fallar baktılar benim için, utanmadan. Seni seven bir adam varmış içimde. Kaçırılan Merkit kızı masumiyetinde, sen adında bir kadın arıyorum yıllarca.

Özellikle de gençler birkaç gün uykusuz gezindikleri zaman sayıklamaya ve kendi kendine konuşmaya başlayabilirler. Mesela bazıları kendini şair sanar. Şöyle diyebilirler, “Kara bir sayfasın aşkın defterinde. Bazen düz, bazen eğri. Bazen dört duvar arası kareli.” Şiirlerini yazdığı defterle yalnızlığını paylaşırken uykusuzluğun verdiği rehavet bu kadar şairane olabilir onlar için. O bazılarını kim anlayabilir ki? “Adalarda ışıksız yakılıp yıkılmışsak bir ihtimal. Zaten hep gelememenden bu suiistimal,” diyerek çok defa duvardan duvara vurdum o amatör lirikçi defterimi.


3


“İki günde bir uyuyorum. Sevgilim bana tapıyor. Ne için bilmiyorum.” Diye Biri
              
İçkiyi çok severiz ya, kendimizi uyuşturmayı. Devam ederim konuşmaya, devam ederiz biz amatör lirikçiler. Biz, şiirde profesyonelleşemeyen, amatör lirikçiler. “Yalan söyler şarap her yudumda dobra dobra. Şekerin alkole dönüştüğü tek içki. Hakikati şişeledim sayende bağ bozumlarında. Lavanta kokusuna gelen akrep misali. Yine de tek istediğim on duble Mai Tai. Kim bana ziyafet çekecek, gücüm kalmadı kadehime kanımı doldurup içecek?”

Bir türlü hayata dahil hissedemeyiz kendimizi, bekleriz hayatın yedek kulübesinde. Her gol sonrası yalnızlık sevinci. Sürekli boş kalan ruhun beslenme çantası. Ve otoyoldaki kokain çizgilerini sollayan yalnızlık canavarı. Biliriz ki tüm bunlar, aşk kahramanlarının kalanlı bölme işlemidir.

Her şey yitip gitti artık. Eve döneli çok oldu kaybolan tavşanlar. Beyaz olanlarını izlemeye koyulduk bile. Sarıldık tüysüz şeftalinin kanser olma ihtimaline. Daha bir hayalperest oldu kulaklarımdaki martı sesleri ve havada uçuşan susamsız simit düşleri. Sadece pazartesileri olmaz rutin sendrom ataklarımız. İçimde gezinen, anestezi tadında uyanık ceset sendromu. Belkide aşk, yoksulların ezemediği bir sigara izmaritidir.

Bir gün, yine çok güzel bir kadın bana sormuştu usulca sokulup, “Hayat nedir?” Cevabım kesin oldu, “Mesafe kateden kanser hücrelerine ölüm dedikçe, ayakları sakat bir savaş gazisi hayat!” Fakat onu, belki de bu sorusundan dolayı sevemedim çokça. Zaten olmaz gülün iyisi kötüsü. Hepsi eline batar sevdikçe.

Gel gelelim, aşkımın tümörleriyle savaşan ilk erdim ben. Kalleşçe öldürülmeden geçtim tüm rütbelerden. Keşke diyorum bazen. Ruhumdaki derin çatlaktan çıkmasaydın sevgilim. Yaz sonrası ağlamazdık sonbaharlarda. Şiir yazdırırsan kara kaleme ucuz şaraplarla. Elbette ortasından çatlar elim.

Bu yazdığım şeyler. Gün içinde delirmemek için yaptığım tekdüze bir alışkanlık işte. Kardeşim Tufan (söylerken u harfini uzatmazsanız hayatımda duyduğum en komik isim) sabah sekiz gibi işe gider her gün. Ben ise daha yeni yeni uyumaya hazırlanırım çoğu zaman. Çoğu zaman ise dediğim gibi günlerce uyumam. Bu, hem düzensiz bir işim olduğundan hem de böyle yaşamayı seçtiğimden ileri gelir.

Sonbaharın inatçı bir gecesindeyim. Hava çok soğuk. Uykusuzluk çok ağır. Uyursam es kaza, nasıl olsa uyanacağım.
              
Görüyorsun, okuyorsun da. Melankoli hepimizi evlat edinmiş izole mutluluklarda. Sen aşk, o düşman, ben yalnız… Gibi kaldık ölümün kucağında.” Amatör Lirikçiler Derneği

İlker Filiz
Samsa Fanzin/ Sayı 2/ Mayıs 2014