8 Eylül 2014 Pazartesi

Hayallerinin Kırılma Sesini Şiir Sanan Adam - Bahçivan Fanzin - Sayı 2 - Ağustos 2014




HAYALLERİNİN KIRILMA SESİNİ ŞİİR SANAN ADAM

Merhaba. Evet, ben o adam. Herif. “Herif,” dedi. Bir hayal düşünüyorum, çok güzel. Çıt! Bok güzel. “Bok,” dedi. Çünkü, sözünde durmadı hayaller. Sokak çocukları gibi eve gidemedi. En yakın sevgiyi görmeyen hayaller. Karnemizdeki notları sevemedi. Cehaletin saf huzuru okumamış hayallerimizde. Ölsek mis gibi kokar hayallerimiz bu gece. İzin ver alayım canım sende olsa da. İzin ver kendimi son kez öldüreyim bu gece. Kalbimle dart oynayan, geceyi on ikiden vuran, benimle beraber tabutsuz gömülen hayaller. Alkışlanır ki bu! Fiyakalı kahkaha. Hayaller utançta. İnanmadım önce, belki bir kamera hilesi! Sızlayan kemiklerin boşalan mezarlarında çimler sararırken içimde: TÜM POZİSYONLAR OFSAYT! Hiç gol yok. Bu değil, bu hiç değil, bunlar ofsayt, bunlar sıradan hayaller.

Üşüdüm hep. Çünkü hayal kurdum, gitmesi geciken yaz mevsimlerinde. Yasal olmayan, korsan aşklardandın sen gülüm. Ölümü yanağından öpmek için erken büyüdüm. Şiir… güzel bir hayalin ölümü ise, al sana, TETİĞİ ÇEKMEM İÇİN BİR NEDEN DAHA!

Fosillerle sevişen dinozor, aşkın en derin tarihinde, kibarlığa isyan barbarlaşan; taş, toz, toprak devrinde ne idüğü belirsiz bir hayalin peşine düşüyor. Biliyor ki; kullanılan çift taraflı balta, odunsu insanlar için. Biliyor ki; çekilip kayaya saplanan kılıç, efsanelere yol vermek için. O dinozor ki, ne Godzilla’da oynadı, ne de herhangi bir çizgi filmde.

Savaşlarda bıraktım kin tutmayı. Karşı çıktım karanlığa. Ahh, ruhum! Çok acıktım. Hayallerimi bu hale getiren, verdiğin tüm acılar, kansere çevrildi görsel bir ameliyatla. Gerçeklikten kopan zihnimin ruh hastası ölümcül ayrılıklarına ve adından ilham alan içkilerin, adını yudumlayan siyanür tadında sarhoşluklarına saygı duyuyorum artık. Yani; vur, kır, parçala! Topla demirden kalbimi mıknatısla. Atomlarına ayrılmış soyut kaybediş duygusu, ceset içindeki sıcak kurşun kadar ağır ve kırmızı. Beni sürekli gözetleyen intihar kuleleri, ürkütüyorlar içimdeki aydınlık odaları.

Omuzlarımda hayal kırıklıklarımın yükü. Kaldığı yerden devam ediyor yalnızlığım. Yani ben ve içimdekiler, yani İlkerler, bir mutluluğun daha sonuna geliyoruz. Hissedemiyorum artık gündüzü. Yıllarca gece yaşanır gözlerimde. Gölgemi kaybettim aydınlıkta. Çekilin etrafımdan, kaçın, içimden sekti yalnızlığım. Zırhımı giymedim, göğsümde ağlamayın. Yoruldu karanlıklarım. Olduğum yere kök saldım, tütün yasak bana. Halımın altındaki tozlar ve kısa çöpü çekmiş hayatlar, el kaldırıyorum yalnızlığa! Her şey ne kadar da gizemli, esrardan perde yaptım, araladım, hayallerimin kırılmasını bekliyorum, siyahın tüm tonlarında. Potansiyel suçluyum sert rüzgârlarımda, yani, yani rakı tadında yalnızlığım. Ve su kattım rakıya ilk defa. Ve doldururken son kadehi yağmurla, tutuna tutuna düşüyorum son defa! Ve son söz küfürdür tüm dillerde, hayalleri sevmediğini tırnağıyla kazımış yalnızlığım. Asi ölüler olarak bir köşede, kanımın akışını donduran yalnızlığım.

Hayır, yeter, şimdi kısa keseceğim. Sadece hayallerim kırıldı benim ve yazıyorum. Yazdım. Ben, hayallerinin kırılma sesini şiir sanan adam, aslında hiç anlamam ama, Beat Edebiyatı’na da bitiyorum. ByeS.

İlker Filiz
Bahçivan Fanzin/ Sayı 2/ Ağustos 2014