22 Aralık 2015 Salı

Yumuşak R - Karpit Fanzin - Sayı 7




yumuşak r

ruhumu kalp yapıp attım ağzına
aşk bedava, niye hammallık yapayım
bu beyaz seviş çabuk terk eder acıları
saç değil, kıvırcık neşe şarkıları
salaklığımız yerden göğe kaygısız
ne yapabilirsin ki eski öpücükler yeni dudaklara tekrar yaparken
ne yapabilirsin ki selcen yöresinin seçkin üzümlerini mi biliyorsun sanki
her zaman üstündür anlayış sahibi bir cahil
söylemek istiyorum o son, en son an, seni sevdiğimi ve adını
ancak öyle gidebilirim bu dünyadan gözlerim kapalı

toplanır başında dev orkestra
ve uzaklara tahammül edeceğiz
rüyasında penguen gören sibirya kurduyla
aynı hasreti paylaşmanın acısı
böylece uzak bir kışı getiriyor olmayanı duyan kulaklara
ateşinle yanarken üzerime yağan kar
ruhumu zengin eden kâr
yeni sevda sözlerimize akşamdan kalma bir öpücük, bir bahar
biz cehennemin altında akan bir mucize, bir panzehir
hoşluğuna bırakacağım kendimi ve parmaklarımızın ucunda şarkılar
sevda sözlerinin arkasında bekleyen bir kadın
tüm renklerin imtihanını verir de sevinir

gün doğmadan neler doğdu bir bilseniz
ve geceyseniz içinizde renkli ve sade
adını söylüyorum isimsiz kuşlara
neden solmuş ansızın yüzün
aşktan aşka fark var dediğimizde gülünür
zindandan cennete bir gökyüzü sürünür
karanlığa şöyle bir şiir yazacak oldum
ve duydum ışığın iç çekişini
en koyuya şöyle bir şiir yazayım derken
ne kadar kaybettiysek o denli canlı ve renge susamış
epey beyaz bir rakıyı buzlukta unutmuşum
çünkü ağlıyorum, soğanlarımızı ortadan ikiye bye bye
çünkü en iyi bildiğim şey yalnız kalmak
ve bunu cv'me yazamıyorum

ben, ilkerler
önce kuşlar, sonra kurtlar, en sona atları severim
bana soru sormayın, cevabım belli
yeterince ünsüz olduğuma göre "ğ" diyorum
tamamen deli olduğumu bilmiyoğdum

ağkadaşlağ söyledi, çok üzüldük

ilker filiz
karpit fanzin - kış 2015 - sayı 7




16 Eylül 2015 Çarşamba

Diye Biri (3 bölüm) - Çün' Dergisi - Sayı 5


               1

               "Şairlere özenmeyin; çünkü onlar kimseciklere özenmiyorlar." Diye Biri

               Güzel örnek. Erdemli duygular var. Onların peşine düşmek bu dünyaya yapılabilecek en büyük kötülük. Çünkü bu dünya kötü, pis ve kaka. Biz böyle sıkı işlerin, iyi işlerin peşine düşersek bu dünyaya zarar vereceğiz. Ben o bakımdan umutluyum. Herkes mükemmel işler yapsın ve bu dünya acı çeksin. "Ne oluyor lan burada," desin. Cehennem boş kalsın misal. İlginç olmaz mı? Tanrılar bip olmaz mı?

               Bu hafta içi sadece çarşamba günü içebiliyorum, o da rakı. Cebimdeki delik gittikçe büyüyor arkadaşlar. Bu gidişle yirminci bölümde filan hesap numaramı söylerim. Kusura bakmayın. Kusura bakmıyorsunuz değil mi? Peki, devam. 

               Bizim müezzin Angaralı, "la"larından anladım. Bu espri ile bir yıl daha kısaltıyorum ömrümü. Bu espri iyi yağmur yaptı ama. Buzullar eridi buhar oldu. Buhar yağmur oldu, hunharca İstanbul'a yağdı. Yağmur yağınca İstanbul'daki toplu taşıma araçlarının tenhalaşması beni hep hüzünlendirmiştir. Demek ki İstanbullular duygusal. Demek ki aşk gerçekten var. Aklıma hep böyle şeyler geliyor. Dünyanın en yüzeysel adamıysam demek ki. 

               Bir gün daha geçti. Bu sabah yağmur yok İstanbul'da. Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmez niye. Başbakan sözü dinler gibi mağdur, ağladım bu sabah. Günler dayanılmaz ATAM, senden uzak olunca. %50 mahsun oldu, onlar bile ağladılar. Başbakanlara küfretmek seni bana getirmez ki, seni bana...

               Bir gün daha geçti. Yağmur yağıyor. Bu yağmuru kutlamalıyım. Çünkü durup dururken epey ıslandım. Bugün hiç günah işlememiştim üstelik. Yağmursuzluk duasını bilen var mı? Bi' el atıverin. Bugün cuma hem. 

               İstanbul'da uzun süredir tanık olamadığım bu yağmura "Gezi Yağmuru" adını takıyorum. Tarih: 28 Mayıs 2014. Bayağı bayağı mesaj kaygısı var gökyüzünde. Az önce odamın kapalı penceresinden içeri yağmur sızdığından bu durumu gözardı edemem artık. Serdar Ortaç, üzgünüm. Yaz yağmuru yağdı. Kalkıp da pencereden bakmadım bile. Çünkü şair olmak bunu gerektirir. Gökyüzü Su İşleri Bakanı Yağmur, Gezi'nin birinci yıldönümüne bir gün kala sıkı bir temizlik yaptı. Yağmur, daha sonraki açıklamalarında belediyeye güvenmediğini ve işini şansa bırakmamak adına böyle bir temizlik yaptığının altını çizdi. Gezi direnişçilerinin Gezi'nin birinci yıldönümü kutlamaları boyunca yağmur dualarını eksik etmemesini belirtti. Ayrıca sayın Yağmur, "benim sayemde böylece biber gazının etkilerini de en aza indirgeyebiliriz," diye de ekledi. Altını da çizdi. "Altını çizmek iyidir, siz de çizin," diye de tavsiyelerde bulundu. Bir soru daha soracaktık ki buhar olup uçtu. 

               Bir sonraki gün için bir anım var. Tatava yapmadan kısaca anlatıp geçeyim. Fransız Konsolosluğu'nun arkasındaki tuvalete girmeye çalışırken ilk polis, "sol taraftan gir," dedi. Sol tarafa doğru gittiğimde altıma yapmak üzereydim. Viski, rakı ve bira birlik olmuş kardeşçe vücudumdan çıkmaya çalışıyorlar. Üçüncü polis, "get gardeşhim esnafha sörrrhh," dedi. Baktım olacak gibi değil, fermuarı indirdim mi ben arkadaş. Sıkı bir şiir yazmışçasına cesaretle fermuarı indirdim. Fermuarın sesi de bulunduğum yerden taa Muaf Bar'a kadar yankı yaptı mı! Dünkü yağmur ne diyorum size ben ya. Dünkü yağmur ne! Bir sel aldı canım Beyoğlu'nu. Bir sel aldı. Bir saldı. Anam bir baktım yüzmeyi öğretiyorum birkaç polise. Malum, ürik asit içerisinde yüzüyoruz. Hava mis gibi amonyak kokuyor. Kaldırma kuvveti benim kaldırma kuvvetimden bir hayli düşük. Bu olay sonucunda yirmi beş polis rozet attı arkadaşlar. Haberlere yansımadı bu durum. Ama işedim mi, evet işedim. Bu tecrübeyi yaşadım, fakat buraya yazdığımı hatırlamıyorum. Az önce olmuş. Devrim yapsam yaptığımı hatırlamayacağım. Ah eğleniyor, kendi başına, ah neşesi yeter. İki haftadır duş alamıyordum, TOMA'yı bekliyordum. Bu sebepsiz maceram beni epey kendime getirdi. İkinci polisin sarf ettiği repliği yazmayı unutmuşum gençler, "Her tuvalete gitmek isteyene izin verseydik, herkesin başına bir tane memur dikmemiz gerekirdi," dedi. Demesinin akabinde ise Taksim'i sel aldı ki ben de yerden göle kadar haklıyım. 

               Yine enteresan, değişik bir bölüm oldu. Ben, Diye Biri, son bir şey ile bu bölümü sonlandırıyorum: "Ooo yağmur, alırım bi' shot!"

              
               2

               "Arabesk dinliyordum. Damar damar üzerine bindi. La olum bunlar hep espri işte. Anlayana kanks, anlamayana drum&bass ass." Hiç Kalın Tel Görmemiş Bir Basçı

               Gördüğünüz gibi yokluk gören insan böylesine kale almıyor hiçbir şeyi. İstese de onu bu yazıya kaydeden diğer insanlar gibi olamaz. Çok az kişi anlar onu. Asıl rockstarlığın özünde de bu var. Aslında şey de var da, ya bunlar şimdi uzun konular. Gerek yok gece gece. Evet gece, saat 04:50. Güneş daha doğmadı ve benim için hâlâ gece. Gerek yok. Moralinizi bozmayayım. İşte tahmin ettiğim gibi adam kale almıyor, yazıyla anlaşıyor. Bu metinlerde net olarak ortaya çıkıyor kendisini garip karşılayanlara olan nefreti.

               Atom bombası atıldı ve bunu telafi edebilmek için Internet icat olundu. Atom bombası atıldı ve herkes durup biraz düşündü. Çok ağladı. İnsanlar kendilerini bu dünyada yalnız hissettiklerinin farkına vardı. Her şey o kadar yok, ve hiç'ti ki. Bir şey yapmalıydı. Bir şey yapıldı. Yani, Internet icat olundu ve sokaklar sessizleşti. Bu sefer de sokaklar atomlarına ayrıldı. Artık herkes evinde klavyeleriyle savaşıyor. Herkes ruhsuz aşklarıyla Dostoyevski sanıyor kendini, herkes açık-ara şair. Misal ben de bir şairim. Size ünlü bir şairle aramda geçen bir olayı anlatayım. “Seni bir kere öpsem iki’nin hatırı kalıyordu. İki kere öpeyim desem, üç’ün boynu bükük,” dedi ve dört kere öptü Cemal Süreya. Fakat bundan bizlere bahsetmedi hiç. O şiiri okuduysanız daha sonra başka geyiklere gidiyor. Dört kere öptüğünü ima ediyor bizlere. Allah’ın hakkı üç ise, Cemal Süreya’nın bir kişiye tek seferde harcadığı öpücük sayı dört idi. Bunu yıllar sonra rüyama girip bana anlatan Cemal abiye teşekkürlerimi sunuyorum. Yalnıııız, Rüyalardaki Şairlerin Yeri adlı o eksantrik barda hesabı bana ödetmeseydi iyi olurdu aslında. Ulan herifler rüyalarda bile çulsuz ya. Neymiş efendim: “Hayat kısa, kuşlar uçuyor!” Yaaaavvv, tamam döni, tamam döni bu dünya. Tamam sensin. Sensin tamam.

               Uykum geliyor. Korkarım daha fazla esprili geyik yapamayacağım. Ama aklıma ne geldi. Ne çileli iştir aslında uyumak. Meslektir meslek. İyi uyuyan vardır, kötü uyuyan vardır, hiç uyuyamayan vardır. Bir de BAYKUŞ vardır. Baykuş hep vardır. Allah da vardır. Uyuyamayanları görür. Günahlarını affeder. Sekiz yaşındaki çocuğun yazabileceği en iyi edebiyat bu bence. Siz hiç sekiz yaşınıza inebiliyor musunuz canınız istediği zaman? Ben asansör kurdurdum. Adam çocuk çıktı Rıza BABA. Öyle mutlu insanlar da değiliz, niye espri yapıyorsak.

            3

            "Sevmekten korkmadım, nasıl olsa rüyadır diye." Çok Uyuyan Bir Adam

               Aşk rüyası. Bu kısımda bolca "aşk" kelimesini kullanacağım; ama göreceksiniz, anlamını yitirmeyecek. Çünkü gerileme devrinde imparatorluklarım. Cephanesiz, faydasız ordularım. Bekârlık sultanlık ise, ben bunu da abartmayı bilir ve imparatorluğa koşarım. Hmm, bekârın şapkası var. Şaşmamalı. Kalbim sakat, aşk gazisi gülüşlerim. Tahrik edildim şeytanın mucizesiyle. Cehennem vakti çok üşüyen ben, neyse ki göz kapakların var, göz kapakların yorgan.

               Kelepçelenmiş kalbimle savaşlarından çıktım zehir zemberek. Koca bir yalnızlık var ve peşimde küçük aşklar. Suçsuz, fakat hep ıskalayan bir kalpten vücuda marifetsiz atışlar. Böylece değersiz nobeller kazandım sabaha karşı beş gibi. Mama vaktinde acıkmış arzularım ve aman tanrım neler saçmalıyorum ben. Öldürülen kadınlarla beraber düşlerin bittiği yerde, batıp çıkıldı dalgaların tersine ve ıslandı sevdiğimiz şarkıların son mısrası. Sahipsiz bir aşka uyandım suni teneffüslerle. Oynadım kendi kendime sensiz gecelerde yazılan felaket senaryolarını. Aynı acı espriyi yapacağım. Uyandım aşka bir suni teneffüs saati, nasıl olsa rüyadır diye.

               Cehaletin saf huzuru okumamış aşklarımda. Ve parmak izlerin var bedenimde. Ölsem mis gibi kokar saçların bu gece. İzin ver alayım canım sende olsa da. Matematiği de unuttum besbelli. İzin ver kendimi son kez öldüreyim bu gece. Sonradan gördüm kör olduğumu. Çünkü sözünde durmadı periler. Sevgilinin ihanete ihtiyacı var ve sokak çocukları gibi eve gidemedim. Sokak çocukları gibi sokağa sahiplik de edemedim. Bir kör olarak en yakın sevgiyi görmeyen yürekler, karnemdeki notlarınızı sevemedim. Öyle sert vurma, "akort gider," dedim, gitmedi. Yakalandım, melekler bozulurken. Yalanlarla beslenen seviyesiz aşk; çıtasız büyü, sabrımın pili bitti sana bağırırken. İbadetlerime bile günah yazdın her sevdiğimde seni. Bastırılmış sesime karşılık kendini bilmez bir çocuk azarlaması. Dayandım verdiğin acılara. Çok denedim ama, içimdeki kötü adamı uyandıramadın! Hayır, bu rüyadan uyanmayacağım. Açmadım, kapalı gözlerim.
                
               "Şu öndeki aşkı takip et, yalnız; takip ettiğini anlamasın." Diye Biri


ilker filiz
Çün' Kültür, Sanat, Edebiyat/ Sayı 5

17 Ağustos 2015 Pazartesi

Ben, Rakı - Vertigo Dergisi - Sayı 7 - Ocak 2015

Ben, Rakı

suyu şatlayarak başladı bu ölümsüz serüven
siz bu yazıyı okuduğunuzda siz hâlâ yaşıyor olacaksınız
bu yazdığımı okuyorsanız; yaşam, ölümden büyüktür

rakı... öyle kısa ki adın, sana seslenmek çok ekonomik
bazen görüyorum gülüşünü, bir onu çiziyorum
kuşlardan habersiz çalmışım kanatlarını kalbinin
bir yağmur çekmesi bizimkisi, dünyayı dar etmek için
sevip sevip ürkütüyor karanlığımı durmadan
yalnızlığı seviyor beni kuşatan yokluk
hüznünü anlatamadan kokunu değiştirdim senin

rakının hepsini içmedik
birazını biraz daha kötü günlere ayırdık
siz neyden bahsediyorsunuz
rakının bana gelişi bedava
ve okumayı unutacak kadar rakı içtim
yazmayı zaten bilmiyorum
şişede durduğu gibi duruyorum

bir semte göre yaşamak sanat ya
gözümün feri söndü
lüzumsuz ise kapatmadığımdan
kan; canın dublörüdür, kırmızı
başka hiçbir renk demir kokmuyor
yerle gök arasında çoğu kez denize saldırdınız
ve bu savaşların hepsi görecelidir
hırssız olmak güzel, peki ya hırsız
hırsızlar imreniyor benden çaldıklarına
görünmeden görmek içindir şiir
kurunun yanında yaşlandı gözlerim
yürek basıncı adamı toza da çevirir elmasa da
gül kokusu ve mürekkep rüzgâra paralel uzanır
teninle kurutulmuş bir yağmur sonrası
sevgili ha geldi ha gelecek
alkol kullanmamalı hiçbir süper kahraman

rakı diyorum, öyle bir yerdi ki
evlât acısı gibi koyuyorlardı
alkol, uzanamadığı ciğere fondip dermiş
sen iç beni tanıdılar
ağlamak için bin dakika saygı duruşu
ağlayan varsa eşlik edebilirim
çift ses olarak; üçlü, beşli, yedili
ağrısız a cappella ağlanır
göz göre göre ağlamak var ya
kapısız köy yangınını bile söndürür

biz yine gittik tekelin en güzel alkolüne âşık olduk
ölüm, dirinin eceline muhtaçtır
ve gülüyorsam telaşlanma, rakıdandır
beyazla başladı, beyazla bitti
nefes almak zor yerin altında
yarın büyük ihtimal rakı var
yarın büyük ihtimal milli bayram


İlker Filiz


20 Mart 2015 Cuma

Interstellar [2014]




Interstellar

rüyadan korkanın yıldız kadar aklı olmasın
yıldız kadar aklı olanın rüyaya ihtiyacı yok
kızlar babalarına bağlıdır ve babalar kızlarına
ahahah ne komik robotlar var ve onlara acı
espri yapma oranım %0, onu % 1'e çektim
daha da yapmam teyzem, senin güzel hatrın için
karakterli, aile terbiyesi almış, muhlis
bizi de seviyor değil mi, robot canını onun
dünyanın kurtarılacak bir yanı kalmadı
sıra geldi dünyadan vefasızca kaçmaya
ve ölmüş bir annenin dediği gibi
çocuklarımıza hatıra olmak için varız
ohh tamam bu lanet gezegenden kurtulduk
ohh tamam uzaydayız

zaman esneyebilir, sıkışabilir, ama geri akamaz
zaman öyle onurlu öyle gururlu
halbuki hiçbirimiz ona saygı duymayız
uzay filmlerinde bile duygulu sahnelere müzik var
uzay gemisinde aşkın tanımı yapıldı bilime göre görecesiz
yanıp dönen bir aşka kenetlenmenin zevki bambaşka
newton'ın üçüncü yasası tam şairlerin kaderi
bir şeyi ardında bırakmak zorundasın
ve muhtelemen şiir yazsa da yazmasa da her şey bu kadar kolay
yani şey, ne olursan ol, bizi anlıyorsan kal
sözüm hem kızlara hem de erkeklere
askerde verilen saatler ve şeyler vardır, tüm zamanı taşıyan
batman belediyesi -espri %100- ve zamanla uğraşan adamları
onları sakın hiçliğe atmayınız
beğen butonuna basmaktan bahsetmiyorum
meltemi hissetmemekten kastım




4 Şubat 2015 Çarşamba

Diye Biri (3 bölüm) - Çün' Dergisi - Sayı 3



1

"Saçımdaki tüm kepeği masaya döktüm. Ziyan olmasın diye de bitlere verdim. Kepeklerim bu sene sınıfı geçemedi, bitlere kaldı yani." Diye Biri

Biz zavallı Türkiye'de yaşayan insanların; "Türk Mizahı" diye bir şeyi tecrübe ettiği için bir şeylere deliler gibi üzülmesi imkânsız. Ben de hiç televizyon izlemiyorum. Eğer ünlüysem, haberim yok yani. Yani demem o ki, biz insanlar acı çekmek için varız bu dünyada. Ne kadar mutlu olursak olalım; ne kadar çok şey bilirsek bilelim, sonumuz belli. Fakat iyimser olmayı seçiyoruz. Çünkü bu dünyada sadece biz yaşamayacağız. Hep bizden sonra başka başka nesiller var olacak. Durum onu gösteriyor. Bu yüzden karamsar olup çevremizdekileri korkutmamak için iyimser olmaya çalışıyoruz. İyi olmaya çalışıyoruz. Fakat yine de güven vermiyor hiçbir şey.

Askerliğini 3 yıl Bekilli Yöresi'nde yapmış bir şarap şişesi ile oturduk içiyoruz. Herkese selamı var. Acayip şeyler anlatıyor bize, bir şarap şişesi olarak oldukça çok şey yaşamış askerde. Misal kapaklarını hiç açmıyorlarmış. Yasakmış. Hiç hava almadan, fermantasyon yapmadan bitiriyorlarmış koca askerliği. şeker + maya = alkol + co2 olayına girmiyorlarmış yani. Sürekli ayık geziyorlarmış. Bir şarap şişesi için ayık gezmek ne demek ya! Valla biz askerlik yapmamışız gardeş, şarap şişeleri yapmış.

Saatte 105 kilometre hızla koşabildiğimiz zaman suyun üzerinde durabileceğimizi biliyor muydunuz? İşte şairler bu durumun farkında. Peki üstat, sana bir soru, bilmece bildirmece: "Bir kilo şiir mi ağır, bir kilo şair mi?"  Forrest Gump'ı saygıyla anıyoruz.

"Sarhoş olmayı bıraktık biz usta, o işler eskidendi." İyi Bir İçici


2

           
"Şairler için ağlamayın; çünkü onlar hepiciğinizin yerine ağlıyorlar." Diye Biri

Bu ölüm, hayatın bekçi köpeği. Kimin üzerine salarsan onu kapıyor. Hayat ise ölümün kemirdiği. Bunun adı: Ölüme yakın deneyim.

İyiliğin eleğinden bile geçen ihanet, şeytanın köpeği gibi sevdir kendini. Çünkü biliyoruz ki; şeytanın köpeği havlamaz, harlar. Sıcak ve iyimser düşündüm yine. Ben, hepimiz ve tüm kâinat: Nedir bu aramızdaki bitmeyen cinayet!

Aşkın en acınası çırağıdır sefalet. Onu sever, ona yardım eder. Çünkü o; adını unutan, adresini kaybeden bir standart sapma. Efkârlanarak içip bitirdiği şişeleri saymakta.

Her anlamda özgür olan daha görmedim. Kısmet ölünce. Ölünce öldürmek de özgür olacak. Aslında konuşmuyorum. Bunlar hep şaka. Sessizlik devam ediyor. Güzelliğinle kamufle edilmiş kötülük; kötülerin sevme, sevilme güdüsüne hitaben intihar gecelerinde sevinerek, aşk tutardı kan gölünde. Merak etme, seni de cehennem evlat edinecek.

Şimdi size Diye Biri olarak birkaç şey anlatacağım ve her güzel şey gibi bu bölümün de sonuna geleceğiz. Günlerden soğuk, hava eksi kırk beş. Tabii tabii, birkaç saniyede donar kalp. Yalnızlık güzel bir sevgili artık. Bekliyor hepimizi gondol seyrinde masmavi bir gece. Ehli yetmek, ruh satmak için; ölüm yok ettiği sürece, şiir var olacak ve yüzünüz kokacak içtiğimiz şarap. Peki ya telli sazın tezahür eden yalnızlığında iskele daha kaç kez çürümüş yeryüzüne inayet edecek? Böyle böyle ne hallere düştük? Bembeyaz piyano tuşları dururken, yarım ses incelip ve kalınlaşırken bazen; nota olduk, karanlık bir ses olduk simsiyah bir geçmişe hüzünlenerek. Karanlığın aksine "ışık veren" anlamındadır: Lucifer. Ama sen şimdi bunları boşver. Dünyada "şeytan" denir kendisine ve kadınımsın bu gece. Elimde yalanmış şeker, karşımda çırılçıplak bir hâlde kadın olmakta kararlı. Kuş bile konmazdı ellemeseydim çiçeksiz sevgine. Bu gece sen nefes alacaksın, ben vereceğim. Kafiyeler tutuyorsa nefesimizi yarım da olsa. Teskin etmekteyse tuz yarayı, şifreli acıda. "Sesim nerene vuruyor da ağlıyorsun?" diyeceğim. Sıcaklığımla soyunuyorsun üşümeden asla. Kapanır boynuma nefesin; sevgili, bir kilit. Hangi meridyenler arasında paraleldi korkumuz sonsuzluğa? Çünkü iki kenar çarpışırız, alanımız müstatil. Serseriliğimin olgun yanı şair tarafım. İçindeki o dış, ne yapsan gitmiyor ki. Ve gittiklerine tek şahit yalnızlığım. Elbette bulunur yavrum her şairin cebinde bir gemi.


3

"Sevdim seni bir kere, daha fazla sevemem." Diye Biri

Kadıköy sokaklarında öylece dolaşırken güzel bir kadına rastladım ve muhabbet bizi farklı yerlere getirdi. Şunu sordum ona: "Şiirlerden ya da daha önemlisi şairlerden gerçekten etkilenen bir kadın var mı sence?" "Cık," ile "ı-ıh," arası tiz bir ses çıkarttı. Kuş gibi seslenince ben de hallenmesin şimdi bana durup dururken diye ahmakça düşünüp, sessizce kalkıp tuvalete gittim. Çişim vardı epey. 

İki kere ölümcül aşk yaşadım. İkisinde de karşı taraf öldü. Çünkü celladına gülümseyebilmek bunu gerektirir. Çünkü biz aşk acısından zevk alıyoruz. Çünkü aşk içimizde hiç bitmiyor. Yirmi yaşındaki aşkımıza elli yaşında es kaza tekrar rastlarsak, değişen bir şey yok. Devam. Şimdi biz bu arada oturmuş, o ölen aşkların tekrar dirilip bizimle çay, rakı gibi şeyler içmesini bekliyoruz. Böyle bir moda varsa, -kesin bilgidir- lütfen yayalım. 

İki kere âşık oldum ve Internet yoktu o zamanlar. Beni anlayabiliyor musunuz? Bakın burası çok önemli, bakın. Internet yoktu. Internet'in olmadığı zamanlara dönmek bir telefon (3310) kadar yakınınızda. 

Dublenin ayarını kaçıran Saki'ye, "Saki, sakin, Saki," dedim. Kız gülmekten şişeyi üzerime devirdi. Ben nasıl bir meyhaneye geldim ya. Üstelik rakı şişemin kaza sigortası da yok. Anlamıyorum ki. Su mu yakıyor bu. Üstelik baklayı asla rakısız yemem. 

Neyse konumuz bu değil. Âşık olamıyorum. Denedim. %100 çalışmıyor. Sonra kızla buluştum. "Bu şiirleri yazan sen misin?" diye sordu. Cevap veremedim, bu bahsi kapatalım'dan başka. Muhtemelen daha çirkin bir adam bekliyordu. Kız, "halandan daha güzelsin," dedi bana. Ben de, "abinden daha yakışıklısın," dedim. Yanlış hatırlamıyorsam bizi izleyen iki kız daha vardı, kıs kıs güldüler. Her kıza bir kıs düşüyordu. Neyse. Konu kapandı. Şimdi ikimiz de çok mutsuzuz. 

Sonra yine başka bir gün oldu. Hoşlandığım kız bana, "Senin IQ kaç?" diye sordu. "Sen onu sevmeyi bilmeyen taş kalbine sor," dedim arkadaşlar. Nasıl cevap? Böylesine Ferdi Tayfur bir cevap verebildiğime göre IQ kaçtır bende sizce?

Sonra yine bambaşka bir gün oldu. Cihangir Merdivenler'deyim. Herkes ona bakıyordu. Yanımda şarap içen evsize, "Şu kız kim?" diye sordum. Evsiz hiç düşünmeden, "Cihangir Kedisi," dedi. 

Çok net hatırlıyorum. Bir kız arkadaşım vardı. Avea kullanıyorum diye beni terk etmişti. Çok netti. "Turkcell'e geçeceğim aşkım," desem de dinlemedi. Gitti. Hâlâ yalnız bir fakir olarak Avea kullanırım. Duydun mu Avea? Türk kızları beni değil, seni sevmiyor tamam mı?

Neyse işte. Bu bölümde size karı-kız muhabbeti yaptım. Laf aramızda; erkek, ulaşamadığı kıza, "karı," der. Seviyeli bir son ile bitireyim. On bir ayın en güzel kızı, Eylül. Saçları düz, sonbahar grisi. Gözleri hepimizden irice ve ela. Boyu ne kısa ne uzun. Vücudu yeni yeni meyve veren bir ağaç. Sözleri yaprak döken liriklikte. O; on bir ayın en güzel kızı, biz ise onunla hep arkadaş olmaya çalışan güz insanı.


İlker Filiz
Çün' Kültür, Sanat, Edebiyat/ Sayı 3







27 Ocak 2015 Salı

Gelecek İstasyon, Hayırlısı - Natama Dergisi - Sayı 8 - Ekim 2014


GELECEK İSTASYON: HAYIRLISI

                                                                       "bir gün ayılar da uyumayacak, kışın aşık olunca" ilkerler
yeterince acı çektiğime göre
artık kötü bir aşk şiiri yazabilirim
ağlayınca parmakları ince ve zarif
gülünce bambaşka bir ülkenin başkenti
duruşu, duru su
öldükten sonra bile hatırlayacağımı gösteriyor elleri
ikimiz de bir gömlek içinde, görmek için de
sevmek için de aynı yakayı kullanıyoruz
gülünce daha çok başım ağrıyor
ve kardan kör olan gezginleri bu şiirden alalım
kötü günler göreceğiz ve azıcık iyi günler

misal bir şair yazıyla güldüğünde ciddidir
kameralardan kaçan bir ünlü gibi güldüğünde
alınıyorum anlayışsızlığın ceremesine
göz dağının eteklerindeyim, henüz bakamıyorum rengine
sen bir şiirsen ey kadın
alternatif... alternatifim yok... alternatifim olmadığı gibi
siluetin dahi medeniyetim

kanatlarından vazgeçmekte gökyüzünden bana gelen melek
içimdeki çirkin adamlara karşı kaybediyor, uçamıyor
deliler komik olduğunun farkında değiller
çünkü sen hıyar kelimesinin son üç harfisin
hal böyle olunca bir aşkın sıfırıncı kuvveti belirsiz
birinci kuvveti kendisi
ikinci kuvveti kalabalık bir simetri

benim zekâmın şapkası var
o aslında huni, deli hunisi
her şeyde biraz geyik var
yaz gelecek yerden ter esirgenmez
hani suçsuz bir su rengi
karışırken rakıya ve dişlerin bembeyaz, gülümse
gökyüzüne bakma sonra
dengin değil ve öyle toy ki şimdi
bir oyuncak gibi toy

haftanın yedi günü sağlıklıyım bu aralar
bitirenin çıkamadığı bir dünyada
kedi kadar aklımız yok
duyulmuyorsa sevdiğin, megafona sarıl
ve böylece her şeyin başı ön sevişme
anlayabileceğim bir şeyler yazıyorum
üçüncü çoğul değil, birinci tekil yaptı hocam
kışın korkuyoruz, yazın kokuyoruz
bir harf, bir mevsim
siyah bir giz şimdi tek temennim
insanoğlu mükemmel şeyleri elinin tersiyle itmekle meşhurdur kâinatta
ölsem inanmazdım mezarların bu kadar rahat olduklarına


İlker Filiz
Natama Dergisi/ Sayı 8/ Ekim 2014



14 Ocak 2015 Çarşamba

Sevme Cahili - Ada Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi - Sayı 19-20 - Kış 2014

Sevme Cahili

uyandım, acı başladı
artık uyanır uyanmaz başlıyordu
durmak yok, yola tamam
zeytinburnu'da sular kesik
rakıyı susuz içiyorum

uyandım, yalnız bir kadındı şafak
aydınlattı tüm karanlık hücrelerimi
uyan dedi şafak, terk edilmiş adamlara doğru yöneldi
kocaman bir fark kaldı güllerle aranda
gül kokusuz, sen korkusuz
gördük ki gülüşlerimiz perişan, ümitlerimiz içinde
elbette yalnızım denir kendinden eminsen
playback değil, gerçek
önce ötekiler
en sona keder
kadının yarattığı neşe, yerleşti kaldı gülüşe
varlığın çok var, yokluğun hiç yok
hakkında ceza kovuşturması yapmadın mı küçük dokunuşlarıma
kadına bir gün vermişler gül yerine
gül ve le birleşip uzanmalı kalp tasıma
ve yolumun üzerindeki en dik yokuştu seni sevmek
neyse ki su hep ağlar hiç ağlatmaz
neyse ki iyi insanlar kumarda ve aşkta kaybederler
yoksa zaten neden zor olsun ki
iyi bir insan olmak geceleri
galiba anlatamıyorum derdimi
çürümeyle gelişen bir mantar gibi
alkışlanırken de yalnızız

sessiz harfler sıkışmış adına
hiç çekmediğin acılar rakıya beyaz
acıdan kalp kalbi görmez olmuş
üstelik senden ötürü gökyüzü kötürüm
gece geç oluyor ya, sabah erken
hele akşamüstü hepten kötü
öğle iyi öyle
bir tek yalnızlığımız şahit gittiklerine
hiçbir şey hissetmeyenler el kaldırsın
ve kendi kendimizi terk edelim
aynı anda sadece bir kişinin aklını kaçırabilirim
ama o kadar güzel gülüyordu ki, uyandıramadım
bir yalan söylediğimde herkese söylerdim
en son ben inanırdım


İlker Filiz
Ada Kültür Sanat ve Edebiyat  Dergisi/ Sayı 19-20/ Kış 2014