4 Şubat 2015 Çarşamba

Diye Biri (3 bölüm) - Çün' Dergisi - Sayı 3



1

"Saçımdaki tüm kepeği masaya döktüm. Ziyan olmasın diye de bitlere verdim. Kepeklerim bu sene sınıfı geçemedi, bitlere kaldı yani." Diye Biri

Biz zavallı Türkiye'de yaşayan insanların; "Türk Mizahı" diye bir şeyi tecrübe ettiği için bir şeylere deliler gibi üzülmesi imkânsız. Ben de hiç televizyon izlemiyorum. Eğer ünlüysem, haberim yok yani. Yani demem o ki, biz insanlar acı çekmek için varız bu dünyada. Ne kadar mutlu olursak olalım; ne kadar çok şey bilirsek bilelim, sonumuz belli. Fakat iyimser olmayı seçiyoruz. Çünkü bu dünyada sadece biz yaşamayacağız. Hep bizden sonra başka başka nesiller var olacak. Durum onu gösteriyor. Bu yüzden karamsar olup çevremizdekileri korkutmamak için iyimser olmaya çalışıyoruz. İyi olmaya çalışıyoruz. Fakat yine de güven vermiyor hiçbir şey.

Askerliğini 3 yıl Bekilli Yöresi'nde yapmış bir şarap şişesi ile oturduk içiyoruz. Herkese selamı var. Acayip şeyler anlatıyor bize, bir şarap şişesi olarak oldukça çok şey yaşamış askerde. Misal kapaklarını hiç açmıyorlarmış. Yasakmış. Hiç hava almadan, fermantasyon yapmadan bitiriyorlarmış koca askerliği. şeker + maya = alkol + co2 olayına girmiyorlarmış yani. Sürekli ayık geziyorlarmış. Bir şarap şişesi için ayık gezmek ne demek ya! Valla biz askerlik yapmamışız gardeş, şarap şişeleri yapmış.

Saatte 105 kilometre hızla koşabildiğimiz zaman suyun üzerinde durabileceğimizi biliyor muydunuz? İşte şairler bu durumun farkında. Peki üstat, sana bir soru, bilmece bildirmece: "Bir kilo şiir mi ağır, bir kilo şair mi?"  Forrest Gump'ı saygıyla anıyoruz.

"Sarhoş olmayı bıraktık biz usta, o işler eskidendi." İyi Bir İçici


2

           
"Şairler için ağlamayın; çünkü onlar hepiciğinizin yerine ağlıyorlar." Diye Biri

Bu ölüm, hayatın bekçi köpeği. Kimin üzerine salarsan onu kapıyor. Hayat ise ölümün kemirdiği. Bunun adı: Ölüme yakın deneyim.

İyiliğin eleğinden bile geçen ihanet, şeytanın köpeği gibi sevdir kendini. Çünkü biliyoruz ki; şeytanın köpeği havlamaz, harlar. Sıcak ve iyimser düşündüm yine. Ben, hepimiz ve tüm kâinat: Nedir bu aramızdaki bitmeyen cinayet!

Aşkın en acınası çırağıdır sefalet. Onu sever, ona yardım eder. Çünkü o; adını unutan, adresini kaybeden bir standart sapma. Efkârlanarak içip bitirdiği şişeleri saymakta.

Her anlamda özgür olan daha görmedim. Kısmet ölünce. Ölünce öldürmek de özgür olacak. Aslında konuşmuyorum. Bunlar hep şaka. Sessizlik devam ediyor. Güzelliğinle kamufle edilmiş kötülük; kötülerin sevme, sevilme güdüsüne hitaben intihar gecelerinde sevinerek, aşk tutardı kan gölünde. Merak etme, seni de cehennem evlat edinecek.

Şimdi size Diye Biri olarak birkaç şey anlatacağım ve her güzel şey gibi bu bölümün de sonuna geleceğiz. Günlerden soğuk, hava eksi kırk beş. Tabii tabii, birkaç saniyede donar kalp. Yalnızlık güzel bir sevgili artık. Bekliyor hepimizi gondol seyrinde masmavi bir gece. Ehli yetmek, ruh satmak için; ölüm yok ettiği sürece, şiir var olacak ve yüzünüz kokacak içtiğimiz şarap. Peki ya telli sazın tezahür eden yalnızlığında iskele daha kaç kez çürümüş yeryüzüne inayet edecek? Böyle böyle ne hallere düştük? Bembeyaz piyano tuşları dururken, yarım ses incelip ve kalınlaşırken bazen; nota olduk, karanlık bir ses olduk simsiyah bir geçmişe hüzünlenerek. Karanlığın aksine "ışık veren" anlamındadır: Lucifer. Ama sen şimdi bunları boşver. Dünyada "şeytan" denir kendisine ve kadınımsın bu gece. Elimde yalanmış şeker, karşımda çırılçıplak bir hâlde kadın olmakta kararlı. Kuş bile konmazdı ellemeseydim çiçeksiz sevgine. Bu gece sen nefes alacaksın, ben vereceğim. Kafiyeler tutuyorsa nefesimizi yarım da olsa. Teskin etmekteyse tuz yarayı, şifreli acıda. "Sesim nerene vuruyor da ağlıyorsun?" diyeceğim. Sıcaklığımla soyunuyorsun üşümeden asla. Kapanır boynuma nefesin; sevgili, bir kilit. Hangi meridyenler arasında paraleldi korkumuz sonsuzluğa? Çünkü iki kenar çarpışırız, alanımız müstatil. Serseriliğimin olgun yanı şair tarafım. İçindeki o dış, ne yapsan gitmiyor ki. Ve gittiklerine tek şahit yalnızlığım. Elbette bulunur yavrum her şairin cebinde bir gemi.


3

"Sevdim seni bir kere, daha fazla sevemem." Diye Biri

Kadıköy sokaklarında öylece dolaşırken güzel bir kadına rastladım ve muhabbet bizi farklı yerlere getirdi. Şunu sordum ona: "Şiirlerden ya da daha önemlisi şairlerden gerçekten etkilenen bir kadın var mı sence?" "Cık," ile "ı-ıh," arası tiz bir ses çıkarttı. Kuş gibi seslenince ben de hallenmesin şimdi bana durup dururken diye ahmakça düşünüp, sessizce kalkıp tuvalete gittim. Çişim vardı epey. 

İki kere ölümcül aşk yaşadım. İkisinde de karşı taraf öldü. Çünkü celladına gülümseyebilmek bunu gerektirir. Çünkü biz aşk acısından zevk alıyoruz. Çünkü aşk içimizde hiç bitmiyor. Yirmi yaşındaki aşkımıza elli yaşında es kaza tekrar rastlarsak, değişen bir şey yok. Devam. Şimdi biz bu arada oturmuş, o ölen aşkların tekrar dirilip bizimle çay, rakı gibi şeyler içmesini bekliyoruz. Böyle bir moda varsa, -kesin bilgidir- lütfen yayalım. 

İki kere âşık oldum ve Internet yoktu o zamanlar. Beni anlayabiliyor musunuz? Bakın burası çok önemli, bakın. Internet yoktu. Internet'in olmadığı zamanlara dönmek bir telefon (3310) kadar yakınınızda. 

Dublenin ayarını kaçıran Saki'ye, "Saki, sakin, Saki," dedim. Kız gülmekten şişeyi üzerime devirdi. Ben nasıl bir meyhaneye geldim ya. Üstelik rakı şişemin kaza sigortası da yok. Anlamıyorum ki. Su mu yakıyor bu. Üstelik baklayı asla rakısız yemem. 

Neyse konumuz bu değil. Âşık olamıyorum. Denedim. %100 çalışmıyor. Sonra kızla buluştum. "Bu şiirleri yazan sen misin?" diye sordu. Cevap veremedim, bu bahsi kapatalım'dan başka. Muhtemelen daha çirkin bir adam bekliyordu. Kız, "halandan daha güzelsin," dedi bana. Ben de, "abinden daha yakışıklısın," dedim. Yanlış hatırlamıyorsam bizi izleyen iki kız daha vardı, kıs kıs güldüler. Her kıza bir kıs düşüyordu. Neyse. Konu kapandı. Şimdi ikimiz de çok mutsuzuz. 

Sonra yine başka bir gün oldu. Hoşlandığım kız bana, "Senin IQ kaç?" diye sordu. "Sen onu sevmeyi bilmeyen taş kalbine sor," dedim arkadaşlar. Nasıl cevap? Böylesine Ferdi Tayfur bir cevap verebildiğime göre IQ kaçtır bende sizce?

Sonra yine bambaşka bir gün oldu. Cihangir Merdivenler'deyim. Herkes ona bakıyordu. Yanımda şarap içen evsize, "Şu kız kim?" diye sordum. Evsiz hiç düşünmeden, "Cihangir Kedisi," dedi. 

Çok net hatırlıyorum. Bir kız arkadaşım vardı. Avea kullanıyorum diye beni terk etmişti. Çok netti. "Turkcell'e geçeceğim aşkım," desem de dinlemedi. Gitti. Hâlâ yalnız bir fakir olarak Avea kullanırım. Duydun mu Avea? Türk kızları beni değil, seni sevmiyor tamam mı?

Neyse işte. Bu bölümde size karı-kız muhabbeti yaptım. Laf aramızda; erkek, ulaşamadığı kıza, "karı," der. Seviyeli bir son ile bitireyim. On bir ayın en güzel kızı, Eylül. Saçları düz, sonbahar grisi. Gözleri hepimizden irice ve ela. Boyu ne kısa ne uzun. Vücudu yeni yeni meyve veren bir ağaç. Sözleri yaprak döken liriklikte. O; on bir ayın en güzel kızı, biz ise onunla hep arkadaş olmaya çalışan güz insanı.


İlker Filiz
Çün' Kültür, Sanat, Edebiyat/ Sayı 3







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Samimiyetinizi Dökün