16 Eylül 2015 Çarşamba

Diye Biri (3 bölüm) - Çün' Dergisi - Sayı 5


               1

               "Şairlere özenmeyin; çünkü onlar kimseciklere özenmiyorlar." Diye Biri

               Güzel örnek. Erdemli duygular var. Onların peşine düşmek bu dünyaya yapılabilecek en büyük kötülük. Çünkü bu dünya kötü, pis ve kaka. Biz böyle sıkı işlerin, iyi işlerin peşine düşersek bu dünyaya zarar vereceğiz. Ben o bakımdan umutluyum. Herkes mükemmel işler yapsın ve bu dünya acı çeksin. "Ne oluyor lan burada," desin. Cehennem boş kalsın misal. İlginç olmaz mı? Tanrılar bip olmaz mı?

               Bu hafta içi sadece çarşamba günü içebiliyorum, o da rakı. Cebimdeki delik gittikçe büyüyor arkadaşlar. Bu gidişle yirminci bölümde filan hesap numaramı söylerim. Kusura bakmayın. Kusura bakmıyorsunuz değil mi? Peki, devam. 

               Bizim müezzin Angaralı, "la"larından anladım. Bu espri ile bir yıl daha kısaltıyorum ömrümü. Bu espri iyi yağmur yaptı ama. Buzullar eridi buhar oldu. Buhar yağmur oldu, hunharca İstanbul'a yağdı. Yağmur yağınca İstanbul'daki toplu taşıma araçlarının tenhalaşması beni hep hüzünlendirmiştir. Demek ki İstanbullular duygusal. Demek ki aşk gerçekten var. Aklıma hep böyle şeyler geliyor. Dünyanın en yüzeysel adamıysam demek ki. 

               Bir gün daha geçti. Bu sabah yağmur yok İstanbul'da. Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmez niye. Başbakan sözü dinler gibi mağdur, ağladım bu sabah. Günler dayanılmaz ATAM, senden uzak olunca. %50 mahsun oldu, onlar bile ağladılar. Başbakanlara küfretmek seni bana getirmez ki, seni bana...

               Bir gün daha geçti. Yağmur yağıyor. Bu yağmuru kutlamalıyım. Çünkü durup dururken epey ıslandım. Bugün hiç günah işlememiştim üstelik. Yağmursuzluk duasını bilen var mı? Bi' el atıverin. Bugün cuma hem. 

               İstanbul'da uzun süredir tanık olamadığım bu yağmura "Gezi Yağmuru" adını takıyorum. Tarih: 28 Mayıs 2014. Bayağı bayağı mesaj kaygısı var gökyüzünde. Az önce odamın kapalı penceresinden içeri yağmur sızdığından bu durumu gözardı edemem artık. Serdar Ortaç, üzgünüm. Yaz yağmuru yağdı. Kalkıp da pencereden bakmadım bile. Çünkü şair olmak bunu gerektirir. Gökyüzü Su İşleri Bakanı Yağmur, Gezi'nin birinci yıldönümüne bir gün kala sıkı bir temizlik yaptı. Yağmur, daha sonraki açıklamalarında belediyeye güvenmediğini ve işini şansa bırakmamak adına böyle bir temizlik yaptığının altını çizdi. Gezi direnişçilerinin Gezi'nin birinci yıldönümü kutlamaları boyunca yağmur dualarını eksik etmemesini belirtti. Ayrıca sayın Yağmur, "benim sayemde böylece biber gazının etkilerini de en aza indirgeyebiliriz," diye de ekledi. Altını da çizdi. "Altını çizmek iyidir, siz de çizin," diye de tavsiyelerde bulundu. Bir soru daha soracaktık ki buhar olup uçtu. 

               Bir sonraki gün için bir anım var. Tatava yapmadan kısaca anlatıp geçeyim. Fransız Konsolosluğu'nun arkasındaki tuvalete girmeye çalışırken ilk polis, "sol taraftan gir," dedi. Sol tarafa doğru gittiğimde altıma yapmak üzereydim. Viski, rakı ve bira birlik olmuş kardeşçe vücudumdan çıkmaya çalışıyorlar. Üçüncü polis, "get gardeşhim esnafha sörrrhh," dedi. Baktım olacak gibi değil, fermuarı indirdim mi ben arkadaş. Sıkı bir şiir yazmışçasına cesaretle fermuarı indirdim. Fermuarın sesi de bulunduğum yerden taa Muaf Bar'a kadar yankı yaptı mı! Dünkü yağmur ne diyorum size ben ya. Dünkü yağmur ne! Bir sel aldı canım Beyoğlu'nu. Bir sel aldı. Bir saldı. Anam bir baktım yüzmeyi öğretiyorum birkaç polise. Malum, ürik asit içerisinde yüzüyoruz. Hava mis gibi amonyak kokuyor. Kaldırma kuvveti benim kaldırma kuvvetimden bir hayli düşük. Bu olay sonucunda yirmi beş polis rozet attı arkadaşlar. Haberlere yansımadı bu durum. Ama işedim mi, evet işedim. Bu tecrübeyi yaşadım, fakat buraya yazdığımı hatırlamıyorum. Az önce olmuş. Devrim yapsam yaptığımı hatırlamayacağım. Ah eğleniyor, kendi başına, ah neşesi yeter. İki haftadır duş alamıyordum, TOMA'yı bekliyordum. Bu sebepsiz maceram beni epey kendime getirdi. İkinci polisin sarf ettiği repliği yazmayı unutmuşum gençler, "Her tuvalete gitmek isteyene izin verseydik, herkesin başına bir tane memur dikmemiz gerekirdi," dedi. Demesinin akabinde ise Taksim'i sel aldı ki ben de yerden göle kadar haklıyım. 

               Yine enteresan, değişik bir bölüm oldu. Ben, Diye Biri, son bir şey ile bu bölümü sonlandırıyorum: "Ooo yağmur, alırım bi' shot!"

              
               2

               "Arabesk dinliyordum. Damar damar üzerine bindi. La olum bunlar hep espri işte. Anlayana kanks, anlamayana drum&bass ass." Hiç Kalın Tel Görmemiş Bir Basçı

               Gördüğünüz gibi yokluk gören insan böylesine kale almıyor hiçbir şeyi. İstese de onu bu yazıya kaydeden diğer insanlar gibi olamaz. Çok az kişi anlar onu. Asıl rockstarlığın özünde de bu var. Aslında şey de var da, ya bunlar şimdi uzun konular. Gerek yok gece gece. Evet gece, saat 04:50. Güneş daha doğmadı ve benim için hâlâ gece. Gerek yok. Moralinizi bozmayayım. İşte tahmin ettiğim gibi adam kale almıyor, yazıyla anlaşıyor. Bu metinlerde net olarak ortaya çıkıyor kendisini garip karşılayanlara olan nefreti.

               Atom bombası atıldı ve bunu telafi edebilmek için Internet icat olundu. Atom bombası atıldı ve herkes durup biraz düşündü. Çok ağladı. İnsanlar kendilerini bu dünyada yalnız hissettiklerinin farkına vardı. Her şey o kadar yok, ve hiç'ti ki. Bir şey yapmalıydı. Bir şey yapıldı. Yani, Internet icat olundu ve sokaklar sessizleşti. Bu sefer de sokaklar atomlarına ayrıldı. Artık herkes evinde klavyeleriyle savaşıyor. Herkes ruhsuz aşklarıyla Dostoyevski sanıyor kendini, herkes açık-ara şair. Misal ben de bir şairim. Size ünlü bir şairle aramda geçen bir olayı anlatayım. “Seni bir kere öpsem iki’nin hatırı kalıyordu. İki kere öpeyim desem, üç’ün boynu bükük,” dedi ve dört kere öptü Cemal Süreya. Fakat bundan bizlere bahsetmedi hiç. O şiiri okuduysanız daha sonra başka geyiklere gidiyor. Dört kere öptüğünü ima ediyor bizlere. Allah’ın hakkı üç ise, Cemal Süreya’nın bir kişiye tek seferde harcadığı öpücük sayı dört idi. Bunu yıllar sonra rüyama girip bana anlatan Cemal abiye teşekkürlerimi sunuyorum. Yalnıııız, Rüyalardaki Şairlerin Yeri adlı o eksantrik barda hesabı bana ödetmeseydi iyi olurdu aslında. Ulan herifler rüyalarda bile çulsuz ya. Neymiş efendim: “Hayat kısa, kuşlar uçuyor!” Yaaaavvv, tamam döni, tamam döni bu dünya. Tamam sensin. Sensin tamam.

               Uykum geliyor. Korkarım daha fazla esprili geyik yapamayacağım. Ama aklıma ne geldi. Ne çileli iştir aslında uyumak. Meslektir meslek. İyi uyuyan vardır, kötü uyuyan vardır, hiç uyuyamayan vardır. Bir de BAYKUŞ vardır. Baykuş hep vardır. Allah da vardır. Uyuyamayanları görür. Günahlarını affeder. Sekiz yaşındaki çocuğun yazabileceği en iyi edebiyat bu bence. Siz hiç sekiz yaşınıza inebiliyor musunuz canınız istediği zaman? Ben asansör kurdurdum. Adam çocuk çıktı Rıza BABA. Öyle mutlu insanlar da değiliz, niye espri yapıyorsak.

            3

            "Sevmekten korkmadım, nasıl olsa rüyadır diye." Çok Uyuyan Bir Adam

               Aşk rüyası. Bu kısımda bolca "aşk" kelimesini kullanacağım; ama göreceksiniz, anlamını yitirmeyecek. Çünkü gerileme devrinde imparatorluklarım. Cephanesiz, faydasız ordularım. Bekârlık sultanlık ise, ben bunu da abartmayı bilir ve imparatorluğa koşarım. Hmm, bekârın şapkası var. Şaşmamalı. Kalbim sakat, aşk gazisi gülüşlerim. Tahrik edildim şeytanın mucizesiyle. Cehennem vakti çok üşüyen ben, neyse ki göz kapakların var, göz kapakların yorgan.

               Kelepçelenmiş kalbimle savaşlarından çıktım zehir zemberek. Koca bir yalnızlık var ve peşimde küçük aşklar. Suçsuz, fakat hep ıskalayan bir kalpten vücuda marifetsiz atışlar. Böylece değersiz nobeller kazandım sabaha karşı beş gibi. Mama vaktinde acıkmış arzularım ve aman tanrım neler saçmalıyorum ben. Öldürülen kadınlarla beraber düşlerin bittiği yerde, batıp çıkıldı dalgaların tersine ve ıslandı sevdiğimiz şarkıların son mısrası. Sahipsiz bir aşka uyandım suni teneffüslerle. Oynadım kendi kendime sensiz gecelerde yazılan felaket senaryolarını. Aynı acı espriyi yapacağım. Uyandım aşka bir suni teneffüs saati, nasıl olsa rüyadır diye.

               Cehaletin saf huzuru okumamış aşklarımda. Ve parmak izlerin var bedenimde. Ölsem mis gibi kokar saçların bu gece. İzin ver alayım canım sende olsa da. Matematiği de unuttum besbelli. İzin ver kendimi son kez öldüreyim bu gece. Sonradan gördüm kör olduğumu. Çünkü sözünde durmadı periler. Sevgilinin ihanete ihtiyacı var ve sokak çocukları gibi eve gidemedim. Sokak çocukları gibi sokağa sahiplik de edemedim. Bir kör olarak en yakın sevgiyi görmeyen yürekler, karnemdeki notlarınızı sevemedim. Öyle sert vurma, "akort gider," dedim, gitmedi. Yakalandım, melekler bozulurken. Yalanlarla beslenen seviyesiz aşk; çıtasız büyü, sabrımın pili bitti sana bağırırken. İbadetlerime bile günah yazdın her sevdiğimde seni. Bastırılmış sesime karşılık kendini bilmez bir çocuk azarlaması. Dayandım verdiğin acılara. Çok denedim ama, içimdeki kötü adamı uyandıramadın! Hayır, bu rüyadan uyanmayacağım. Açmadım, kapalı gözlerim.
                
               "Şu öndeki aşkı takip et, yalnız; takip ettiğini anlamasın." Diye Biri


ilker filiz
Çün' Kültür, Sanat, Edebiyat/ Sayı 5