1 Kasım 2016 Salı

Sevmek Tamamı - Karangu Fanzin - Sayı: 1





sevmek tamamı

üstümde iki parlak inci, görüyor kalbimin içini
çiçeklerin yalnızlığı bir düğme, sardı kendini
mesafe korunamıyor, güneş yeterince uzakken hâlâ
yıldızlar söndü sönmedi, acısı sonra
kötümser kirpikler bakar karanlıktan aylarca
ara sokaklarda yıllardır sahipsiz şiirler
her yöne deli deli kendini gizler
kızıl saçların rengin ahengine ulaşır
seninle birlikte kumsallarda bembeyaz yüzlü bir köpük savaşır

fışkıran bir geometrik şekle dönüşüyorum hep
üç gen şeklinde birbirimize, evren, sen, ben yek
gövdemde atıyor kalbim, hoşlanıyorum
başka yerde atsa irkilirdi çoğu beden
şiirlerimi okumayın, her şeyi bir şeye benzetiyorum

bekliyorum, bir çocuk doğruyu bırakmayı geçirir aklından
bir çocuk suçlu suçlu çıkmasın çocukluğundan
kirpikler uzar, bakışlar yalansa ve geç olduysa, gelmeyeceksen
bir sağırın uykusu kadar derin kendine hazırladığın ihanet
sevgiyle, şefkatle gelmeli inanç
bir gülü yaratırız böylece cesurca
yani hiç işi olmaz inancın korkuyla

fakir bir şairdim aynı nehre iki kez girdiğim doğru
gece fazla ilgi çeken varlığıyla sevgiden yana geveze
zengin bir şairdim içi ruh dolu vücudumla yükseldiğim doğru
dokunarak nükseden hakikatin bir adı varsa yoksa ellerin
ölmeyi unutan, sana gelmiş hafızayı güçlemenin sanatı bu

kendime söylediğim bir yalanı ödedim girerek bin yılan deliğine
dağınıklığın düzenini yazarken şiirimde ağır döngü
gezinelim, yok olalım bu yenilgi derin dündü
ellerimde doğanın sevda problemi
papatya değil, sevsem mi sevmesem mi çiçeği
içi çocuk kıyısında, dışı her mevsim masal
kötü haberlerle hayata tutunup ruhu yükseltirken şair
eğer uçuyorsa
şahitleri yoksa
tamamdı

ilker filiz
karangu fanzin - sayı 1 - 2016




29 Eylül 2016 Perşembe

De Üzeri Nokta - şerhh dergi - 2016/1

 
de üzeri nokta


                                                                                                              "dilşat'a, sevdiklerime ve sevmediklerime"

başımdan çok ilginç şeyler geçti, eksantrik mili yol aldım
dün yarın olsaydı, bugün cuma olurdu, bana hep pazar
benim zekâdan anladığım, rüya içinde rüyayı anlatabilmek
yani hem saç hem de sanat için, gereksiz taramalardan kaçınınız
peki bir kalp neden ikiye bölünür, çünkü böbrekler kardeştir
sahi kanatlar da iki tane ve onu on geçe bir kuş kanadıdır
bu parçalardan ve kanatlardan biri olmasa diğeri olamaz

rüzgâra karşı işe gidiyorum, naaşa zam, işe son
lakin değilim duvara karşı, duvar kapalı, duvar suskun
ısınma yok küreselimizde, cehennem kapıda
arabesk dinliyordum damar damar üstüne bindi
günler yabancı ve ne kadar laubali
sandey mandey
belli oluyor sendromlarımızla dalga geçenler

yerçekimini sevmiyorum, kanatlı bir at lazım
bir kebapçı garanti intihar eder artık
gelir de ayağına siyah bir atı kim istemez
şimdiden söyleyeyim ben sabaha karşıyım
gizli bir sırdır ağzımın içindeki dil
ve etek kara, sen etekten karısan
kendim poettim kendim buldum
ve nasıl mutlu etmesin bir ayna, güzeli

beynin gönderdiği bir işaret ise saçların hüznümün estetiğine
saçlarının dağılışına müzik olur rüzgâr
yüzünün görüntüsünden sanatlaşıyor sözler
ve küçücük bir güneşimiz var, dursun üfleme
düşün; âşık olanı vurdukları bir savaştayız
ve hiçbir şair terk edemez aşkı sonbaharda
pası yenilensin yalnızlığımızın, ağla
herkes kimi severek öldüreceğini tasarlıyor bu dünyada

sevişmek güzel şeydir, neden küfür olarak kullanılıyor
yani gececiler bilir güneşin ne kadar aydınlık olduğunu
zulada birkaç şişe viski, yer-gök koyu kehribar rengi
bir şiir yazarken diyebiliyorum, caz dinlemeyi fallout oynarken sevdik
hemen emin olmak bir şeyden, sizi haksız çıkartır hemen hemen
yaşadıkça çok şey değişti, mesela eskisi gibi nefes almıyorum artık
biraz da beni dinleyin, çok sıkıldım
aşk örgütlenmek ise birçok belediye otobüsü neden geceleri çalışmıyor
dost adana söyler, düşman urfa
kendini komik sanıyorsun, ama evet komik
yalnız, benim bildiğim 1990 yılından beri pis burun yasak
ve sanki köpekler karnını doyurduktan sonra sigara içmek istiyor

biraz daha, biraz daha duygu sömürüsü yapayım, aklımız saçımıza gelsin
ölenle ölünür, yaşayanla yaşanmaz bazen
çakmakla tüp kontrol etti, koku patladı, iki ölü
ah sorarım size, internetlerimiz olmasa
nerede yaşayabilirdik o karanlık ergenliklerimizi
bu ara çok şiir yazıyorum
öptüğüm bir şeyden zehirlendiysem demek ki
ömrüm  yetse de şiirlerimin mürüvetini görsem
ömrüm yetmedi şiirlerimin başı bağlı
nezaketle ölümü anladım
en sevdiğim kafadır içten bir nezaket
hava diyorum çok sağır, bahar biraz
ve ölmez şairler kalp yetmezliğinden
aşkla gökyüzüne, kuşların gözlerinden, yağmurun ellerinden
neden intihar ettiyse martin eden
yavuz çetin de aynı nedenden
allah hepimize akıl fikir tepe

iyi şeyler yapardım
suçu şairliğime atardım
biliyorum biraz komik olacak ama
seninle olmak, düştüğüm en medeni nezakethane
yani uykuyu bırakıp seninle evlenebilirim
mutlu olunca sağdan akıyor gözyaşı
ve yön bilmeyen hüzünler var askerlikte
kuş yemi dökülmüş yere, seni seviyorum
içten içe çarpışır dudaklarımız şarkılar
aramızdaki gökkuşağını konuşuyor
sevda sözleri öğrenmiş kuşlar
ben aslanın ağzında çiğnenmemiş
o en nadide çiçeğin arı görmemiş meyvesi
öyle parmağın kesildi kanı değil bu
led zeppelin'in d'si, uzaydaki noktanın i'si

şiir; fedakârlıktır, kötülükten fedakârlık
iki bin on dördün özeti

ilker filiz
şerhh 2016/1




11 Mart 2016 Cuma

Yaralarımız Kapalı Girilemiyor - Şerhh Dergi - 2015/1




Yaralarımız Kapalı Girilemiyor


                                                                            "bir şiir okundu mu aşk gıdıklanıyor, gülüyor belki" ilkerler
                                                                                           
devir değişti
bir dilek yut
yağmurluk giyenler günaha girerler
ikimizden birinin sarhoş olması ümit verici
eski sevgililer hep üzer, eski olduysa eğer
ve uçakları gördükçe kendimi yalnız hissediyorum

gözyaşlarını içiremezsin şiire kanayan bir rakı gibi
seni seviyorum on üç harf
seni sevmiyorum on dört
uğursuzluk en çok bize yakışıyor
ve şair yaşadıkça anlar sonu
şiirin başlangıcı olduğunu

yarım dokunuşlu münferit bir ziyaret
sevişlerin iptidai, obua gülüşlerin
ve ağlaması cinayet sonrası kırmızıya çalınmış
ağlaması için küçük bir kız çocuğunun baktığı
büyük hayalleri yıkmaya benzeyen
yaza münhasır, fodul husumet

rüzgâra sordun ne dedi
teninde ipek oldum
toprağa sordun ne dedi
hem uyuttum hem uyandırdım
vur dediler, öldürdüm
ve allah rahmet eylesin

ben ettim, sen ettin
icat olundu böylece bir kasap havası
yalnız değilsinizdir artık
tekel bayiide buluşuyorsanız arkadaşlarınızla geceleri
ve elbette yıkanmak güzeldir
önemli olan bir tasla iki duş

kalemin kılıçtan keskin olduğu görülmüştür
şimdi kalem de bir işe yaramıyor, kılıç da
ben de bir işe yaramıyorum
ve ben zaten ne işe yararım ki
bir kaza kurşunuyla aranızdan ayrılmadıkça
kaptan, orta kapı

beni sev aşkın namına
her şey asal olsun
hayat sigortasıdır şiirler şairlerin
ve böylece en güzel resimdir durgun bir göle yansıyan
beni sev, profil fotoğrafını öpen insanlarız sonuçta
sevmek eroinden beter

aç yorganı soğusun güneş
aşk zarını hep yek severim
asal insanlar bilirler yalnızlık dökmeyi
ve sadece kendisine ve hüzne bölünür sonbahar
laf aramızda, laf kara kedi
peynirin bile yarımı ucuz, tamı pahalı

içim dışım birdir bir
her âşığın kanında vardır septisemi
içimdeki notalar yedi faktöriyel
ve okyanus birçok dilde o ile başlar
bu gülüş güzel
birazdan kaybolurum burada

bir iyidir kardeşim
yalnızlığa en yakın olandır
içimde seni geçen her yeşil, kırmızıya duruyor
ve sarıların ön sevişme
oydu, bir bakışta yazdım şiirini
aşk yönünden astronomik

batıdan batma güneş, doğudan doğ
yağmuru sevmediysen, bu harı öpersin sen
ve beni sevmeyen yılan bin yıl koşasın
çok mutsuzum, kıskananlar çatlasın
mutsuzluğu da sev
böylece insan olacaksın
çünkü yaralarımız kapalı girilemiyor


İlker Filiz
Şerhh - 2015/1


1 Mart 2016 Salı

The Lobster [2015]



The Lobster


denizi severim çünkü içinde ben ıstakoz
gençliğimden beri içinde yüzer, su kayağı yapar
bir yüz yıl yaşar, bir yüz yıl herkese yavşar
asiller gibi damarlarımda soğuk kanlar

kanı temizlemenin bir sürü yolu var
soğuk suyla yıkayıp deniz tuzuyla ovmak
amonyağa batırılmış pamukla silmek
suyla unu diş macunu kıvamında karıştırmak
fakat kan üzerinde asla sıcak su kullanmayın

umarım bu gece birkaç yalnız yakalarsın
umarım sen daha çok yakalarsın
peki ya hangisi daha kötü
ormanda soğuktan ve açlıktan ölmek
daha büyük bir hayvan tarafından öldürülmek
zaman zaman burnunu kanatmak

kimsenin seni gömeceğini düşünme
üzerine biraz toprak atarız hepsi bu
bir yer bul ve bir başlangıç yap
mesela neden böyle sessiz bir yerdesin
çünkü mezarın için en kusursuz nokta burası

bir öpücük verebilir miyim
hayır olmaz, körlüğüm kızar


not: şiir değildir


12 Şubat 2016 Cuma

Yüzyıllık Perde - Sayfa 203-214




NEFES: VATAN SAĞOLSUN [2009] - ŞAFAK SIKIŞTIRIYOR

Önce komutan konuşsun, ben de bir iki laf edeceğim: "Hepsi başkadır bu çocukların; yüzleri, elleri, sevdaları ve korkuları başkadır. Fark etmezsiniz onları. Neden onları fark etmediğinizi anlamazlar bile. Buraya sizin için, kahramanınız olmak için gelirler. Koşarlar. Ama anlamazlar neden koştuklarını. Yürümek kolay gelsin diye koştururuz onları. Özlemleri de buradadır; hüzünleri de, evleri de. Vatan artık burasıdır onlar için. Bir gol unutturur her şeyi. Kavga edercesine sevinirler. Dans ederler, ama kıvarmazlar. Erkek gibi... Gülerler. Hata yaparlar, ama yalan söylemezler. Âşık olurlar. Sevdalarını şiire dökerler. Farklı farklı yerlerden gelirler; Tunceli'den, Eskişehir'den, Adana'dan, İstanbul'dan. Anlamazlar birbirlerini. Burada anlamayı da öğrenirler. Hiç tanımadıkları bir düşman çıkar karşılarına. Düşmanlarıyla yüzleşmeye giderler. Kaderlerini merak ederler. Sıcak yataklarına veda eder ve dağlara doğru yolculuğa çıkarlar. Kader, kahramanını arar. Ve bulur. Her şeye rağmen yürümeye devam ederler. Ve bu yalnız kalbi dışarıda atan çocuklar zirveye çıktıkça sizden uzaklaşırlar. Artık ne onlar sizi anlar ne de siz onları." Piyade Komando Yüzbaşı Mete Horozoğlu

Bastığın yerleri yaprak diyerek geçme tanı. Düşün altında yatan binlerce sonbaharı. Şimdi; iyi, güzel çağrışım yaptık da, dünya üç günlüktür, askerlik değil. Ben İlker FİLİZ, nam-ı diğer: İlkerler. 352-2 KSD Jandarma Er. Acemiliğimi Kastamonu 5. Jandarma Eğitim Alay Komutanlığı 1. Tabur 4. Bölük 7. Koğuş 247 Numaralı Ranza'da yaptım. Ustalığımı ise Zonguldak Merkez Karakolu'nda hâlen yapmaktayım. Şu an ranzamdan yazıyorum. Sanmayın ki tüm askerliği böyle ranzamda geçirdim. Ha-şa! Ama yine de askerlik çok rahat geçiyor. Yalnız geceleri 15 kişi filan mütemadiyen horluyor. Bu sayı acemi birliğinde 70 civarıydı. Gün boyunca çok yorulduğumuz için asker arkadaşlarımın horlaması bir yerden sonra ninni gibi geliyor ve her gece deliksiz uyuyorum. Ranzamda her şey var; kitap, kitap okuma ışığı, not defteri, kalem, sigara, çakmak, çorap, don, atlet, duştan yeni çıkmış havlu, su ve daha neler neler... Tüm eşyalarım ve ben askerliğe uyum sağladık. Nefes filmi ile alakalı bir empati yazısı sunmaya çalışacağım siz sevgili okurlara. Her ne kadar batıda askerlik yapıyor olsam da, yazımın devamında oldukça karışık bir düzen izleyeceğim. O filmde, o karakoldaymışım gibi hissedip; bunu kâğıda, kaleme dökeceğim. Çünkü askerlik; tüm ülkeye sunulan bir vatan borcu. Şimdi bir asker olarak kendime emrediyorum: "NEFES AL! NEFES VER! NEFES AL! NEFES VER!"

                                                                                             "ağla, her gözyaşı düşer; çünkü sakardır" ilkerler

emirle dikleşen bir serüvendim/ başımdaki ağır kaskı/ sırtımdaki onlarca yükü/ derim sandım/ gökyüzüne inandım/ ve derindim evet/ ezildikçe büyüyen bir harp çocuğu/ her sabrı yükselten bir görev bu/ davullarla, zurnalarla gösterir uygun adımı/ ve emredin komutanım/ ve emredersiniz komutanım arasındaki ben/ en kötü ihtimalle esas duruştayım/ konuşurken günlük dilde "komutanım"ı at / geriye bir ben kalıyorum/ hem de yapayalnız/ elimde dolu bir silahla/ ah elbette sadece benim son duam kabul olacak

bizler nöbeti bekledik/ suda hareketsiz bir timsah gibi/ saatlerce, günlerce, haftalarca, aylarca, ve bir asır bekledik/ ve zamana meydan okuduk/ günde sekiz saat nöbet yazan bir komutana denk gelince/ tüfek düştü, göz düştü, uyuduk ve uyuduk/ her teklifimi reddettin/ kolumda akrep, yelkovan/ evlenmeyi bile istedim/ ben de gelip geçiciyim zaman/ Allah sana sabır versin

sakın uyuma içeri/ dışarısı sana bakıyor/ durmadan ıslatan yağmur, tek suçlu o/ çünkü güneş doğduğunda silahını geri istiyor/ işaretlenmiş ciddi karakollarıyla/ ayrıntılara hapsedilmiş zulmün farkında/ acemi askerdeki başıboş enerjiye otoritesini dokunduran/ ve bunu gece gündüz sürdüren/ boşluktaki bir eldir komutan

yağmura, kara, güneşe ve aya/ haddini bildiriyorum, fırtına ise/ çok uzaklarda bir uğultu/ rütbesizliğim gülümsüyor, sabrım çoğalmış/ ağaçlar her mevsim kuru olmaz ya/ ve komutanlar gülümsediğinde bir duble rakı daha içebilirim/ koltukları kaldır şimdi, askerler taşa otursun/ güneş ısıtmıyor, nöbette yazıyorum/ burası o memleket

botlar yoruyor/ komutan yoruyor/ kütüklük sıkıyor da sıkıyor/ ve bunları görmezden gelir her asker/ sabırsızlığından geriye ne kaldı söyle/ bir bir işledin kalbine günleri/ kanının yeşil akması bundan/ şarj ettin, deşarj oldun/ şarj ettin, deşarj oldun/ ve kulaklarında yokluğun sesi/ bazen anlamsızca uzun sürdü/ bir nefesin içine, bir nefesin gökyüzüne/ botsuz bıraktın beni kış mevsimi/ dört saat süren buz nöbetlerinde/ gelir gelmez sırtına konuşlanan tonlarca şafak/ akseder gün gün içilecek binlerce sigarana

asker beklesin/ çünkü solmaz bir çınar ağacı/ ve şafağın, korkma, kararmaz/ değer kazanır altın gibi/ asırlık tarihin/ zaten hangi silah korkar ki/ namlusundan kurşun geçince marş marş

uzasın askerliğim/ uzasın nöbetim ve baş ağrım/ yeter ki boyun bükmeyeyim/ sayılı gün kabuk çeker/ hiç ısıtmayan bir yara şafak/ karanlık nöbetleri akreple bağlayan

şafağına adam mı öldürdün denen asker/ nöbetlerden gelip nöbetlere savrulan/ kendini öldürürsen, kusuruna bakma/ şafak sıkıştırırsa ne winzip ne winrar/ ve evet kep gitti göt gitti/ biz askerlikte de göte göt deriz

216 mermi attıysam şimdiye kadar/ samsun 216 komutanım/ balgam yapıyor diğerleri ve sarma sigara/ bu ise 5 lira/ 5 demircik/ Allah şimdi hepimize sabır versin/ mesela dün vermemişti/ böylece acıya zulmederek deprem misali çöktük anların üzerine/ karda ölüm yok/ beyaz çok soğuk/ yeşil eziyettir/ anlıyorum siz şair askerleri/ sivildeyken bir nebze, askerdeyken tamamen bedenime yerleştim

siz galiba beni dalga geçiyor sanıyorsunuz/ birkaç kutu ayran içmiş gece nöbetçisine/ uykudan bahsedemezsiniz/ ve zippodan ve sigaradan yana şansın varsa/ uykuyu yenmek mütemadiyen çakmak gazına bakar/ neyse ki sigarayı bıraktım ama/ soğuğu bırakamadım/ ağzımdan, burnumdan duman çıkıyor

siz bu askerin şiirini okudunuz/ o ne okunduğunu biliyor/ ne de okunacağını/ terk edilmesi gereken/ bir karakolda yapayalnız nöbet tutarken/ parkesinin düğmelerini kaçıncı kez ilikliyor/ ve etrafına bakıyor/ zaman hep aklında/ fikri zamanla iştigal/ ıslık çalan itaatkâr dudakları/ dişlerine değin sızlıyor türküsü/ kıran kırana mücadele veren bir yalnızlık melodisi/ kendi kendine iddaaya giriyor/ komutanı yazsa bir sekiz saat daha nöbet tutarmış

dört günde yirmi beş komutana/ sekiz yüz elli çay satan bir askerden bahsediyorum/ burada sıkıntı, elbette çayda değil/ sigarayı emzik olarak kullanan komutanda

jemus ışığında sayısız kitap okumuş bir jandarma er/ özgürlüğü tadamadığı uzunca bir müddet sonunda/ kendinin aslına doğru sonsuz bir yolculuğa başlar

bir karakolda geceleri/ nöbetçiler dahil tek uyanık/ çılgın gece santralcisi/ aynı zamanda gece çavuşu/ acımasızlığı, vicdansızlığı gerektirir/ ve gece olup bitenlerden kimseye bahsedilmez/ ve gece olup biter, herkes habersiz/ güneşi ve şafağı hiçe sayan bu çavuş/ ölü gibi yatan yorgun askerleri uyandırır nöbete

yasaklar tenezzül eder mi aşka/ tıpkı bir sakız gibi büyüyor parçalandıkça/ ölmeye dair hiç atasözü yazar mı hayata/ artık bilemem buna yaşlılık mı denir/ yüzümdeki çizgiler hikâye/ yüreğimdeki, bakışlarımdaki yarıklardan şimdi kolum kanadım/ şafağını unutmuş nice asker tanıdım/ iradesi hiçbir şeye sıkışmıyor/ yokluğa öyle alışkın/ oysa biraz kan, biraz vatan/ ne iyi gidiyor gündüz düşlerinde

gece uykusunda sayıklamayan asker azdır/ ve egosunu önemsemeyen komutan/ unutun onları/ çünkü hatırlaması zordur bir kuş kadar özgürken/ mesela öfkemi/ kahramanlığa asılı nefret yeşertmeyen bir ağaca bağladım/ var mı hisseden doğuda arazi görevine çıkmış onu/ bazen/ herkes ölüyor o güldüğünde/ açlıkla beslenen mucizeler gibi şakayla karışıyordu/ epik bir anlayışla kurulan sempati/ yeri yeşil, göğü mavi yapacaktır ay-yıldız semalarında

                                        "komutanım siz aşık oldunuz mu hiç/ güldü mü" ölmek üzere olan bir asker

bakın, aşk yok/ belki 365, belki 180 gün / yokum, devre kaybıyım, çürüğe ayrıldım/ sesini duymak istemiyorum anne/ çünkü bana aşkı hatırlatıyor/ emir tozu üflendiğinde sert yerinden/ psikolojinin doğasına uymuyor askerlik/ gediğine oturttuğu motifler her şeye teğet geçiyor/ bu yazı itibariyle/ askerlik anıları toplama kampında/ hiç yoktan kazandığım zulüm, parıldar durur kalbimde

bir şeyler açtıkça soluyor/ ve solması lazım/ çünkü askeri bırakmıyor zaman/ gündüz ne kadar koşuyorsa gece o kadar yürüyor/ çünkü herkes idare etmesi gerekiyor bu illüzyonla/ fakat kamuflaja hapsolmuş kurtlar/ ulumasını baston gibi diyaframında tutuyor/ sanırsın ki ezilmenin verdiği kömür isi ile kırk yıllık arkadaşlar

her genç yoksul ve sabırsızken tanıştı seninle/ sivilliğin yok sayıldığı/ ölüm ve eziyetin kış sersemliği/ hiçbir şeye benzemeyen karanlık rütbeler takıyordu

mercimekten oluşan asker/ evirdi ve kuru fasülyeye yordu kendini/ yok oldu sigarasızlık ve uykusuzlukla/ neyse ki seksen üçlüyüm, askerde güçlüyüm/ öyle ki botlu hayat, herkese başka sunar garip oyunlarını/ misal; anlatayım, tüm vücut ısımı emiyor silahımın soğuk ruhu/ ve bu mantıkta silah benden daha çok üşüyor/ içliğin yararları ve yan etkileri/ soğukta sever/ sıcakta geri teper/ biz üstümüze de içlik giyiyoruz/ yüreğimizi ısıtmasa da, asker ocağı pek püfür

ördek yürüşü yapan bir çift asker botu/ yani kuşlar mıntıka yapıyor/ herkese göre bir askerlik icat edildi diyor bir komutan/ çocuklar ve kuşların bembeyaz kanatları/ savaş çığlıkları gibi acelece/ yükseliyor.../ yükseliyor.../ büyük bir sessizliğe bürünüyor içtima alanı/ birbirine diklenen iki güvercin/ bile sus pus esas duruşta/ bu dünyada neler olup bitiyor/ bunca rütbe arasında bilemiyoruz ki/ televizyonda hep aynı dizi, aynı haberler/ gündem de değişmiyor sanki, ne bileyim/ yolsuzluk, cinayet, cinsel istismar, terör/ durağanlık melankolisi bu besbelli/ on sekizinde delikanlı olmak var tekrar

yemekhanede askere ayran atan komutan sevimliliğiyle bak ve gül bana/ bak ve gül/ askerlik tuzlu ve ekşi o an/ ve yüzümdeki hüznün attığı rütbe, tuttuğu şafak

yatması güzel oluyor iki tane silahın üzerine/ öyle bir şiir geliyor ki/ daha günler geçtikçe uzayacak/ yani diyor bir komutan, sessiz durursan sesini de duyarsın

komutanım bana ölümü iste görücü usulü/ günler hiç geçmesin tamam/ çünkü zaman/ gökyüzündeki yıldızlar kadar hareketsiz ve donuk/ bir komutan hatırlıyorum/ yalnızca rütbesiz askerleri seven/ lakabı kral, kalbi büyük/ adı bende saklı/ korkmayın, çükümüzü mü kesecekler diyor/ tahtının üzerinden saydırıyor/ düşmanların ardından

mavinin huy olduğunu kurumuş gökyüzüne anlatırken gece/ sakladığı yıldızları ve örttüğü atmosferi izah ediyordu bir yandan/ oysa benim umrumda değil onların sonsuz münakaşası/ gece anlamaz ki bir askerin yıldırım nikahını/ yerde kalıp özgürlüğü özlemenin telafisizliğini/ en son ezberlediğim küfrü
samimiyetle hıçkırdım düşmana/ bir silah namlusunu, bir kaleme değişip/ defalarca istedim bu şiirin bitmesini

sıcaktan tasarruf etmekte/ ve yani sıcağı az kullanılmış/ rütbeliler, rütbesizler çaresiz/ her türlü şeyin yaşandığı bir yer burası/ ruhun bütün çekmeceleri/ emirlerle, vukuatlarla, garipliklerle dolu/ uyuşuk bir asker/ ve soğuktan uyuşmuş elbette/ cebindeki tek dal sigarayı/ küçük bir servet gibi herkesten koruyor

asker ocağının gizemini keşfetmiş derinlik/ o yalnız asker/ o her şeyden uzak/ hali, hareketi orduda ve dünyada akıl almaz bir delilik/ böylece tabloda bir renk mi olması lazım onun/ tamam tamam, bildim, o artık siyah/ keza simsiyah/ renkçe yoksun/ derinlikçe derya/ o artık saadetten ve karanlıktan yorulmayan bir can

Ve ben askerde ölmedim. Günler öldü. Plaka Sendromu başladı: "81, Düzce, bu askerlik biter mi sence?/ 80, Osmaniye, şafak sıkıştırıyor sorma niye/ 79, Kilis, biz askerler şehir şehir gezeriz/ 78, Karabük, şafak karda-kışta alev almış kömürlük/ 77, Yalova, gurbetteyim selam söyleyin siz ona/ 76, Iğdır, böyle bir askeri mıntıkada gören var mıdır/ 75, Ardahan, selam olsun sana ey şafak sayan/ 74, Bartın, öyle bir an gelirdi ki, yıldızları bile sayardın/ 73, Şırnak, günler bir bir geçiyor şafak atarak/ 72, Batman, o bir kuş, o bir uçak, hayır o bir BATMAN!/ 71, Kırıkkale, botlar hunharca eskiyor bir büyük umut ile/ 70, Karaman, yeterince sabırlı değilsen bu şafaklara varaman/ 69, Bayburt, devlet kendi kendini soysa da, bize emanet edildi bu yurt/ 68, Aksaray, yolcusu kalmasın aman şafak sayar/ 67, Zonguldak, kara elmas cennetinden selam getiren jandarmaya bak/ 66, Yozgat, günler takır takır koşan sahipsiz bir at/ 65, Van, şafak karıştı, ay, sen güneşi daha göktaşı san/ 64, Uşak, hâlâ tutanak yemedim, başım dik, alnım ak/ 63, Şanlıurfa, askerlik kebap değil, ama mütemadiyen bol acılı urfa/ 62, Tunceli, burnuma pıt diye parmağını konduran uzman jandarma yedi kademeli çavuş eli/ 61, Trabzon, uuiy uşauuğm atarsa şafak altı tane on/ 60, Tokat, güneş batıyor içim çok rahat/ 59, Tekirdağ, askerlik mi; içi beyaz, dışı baştan aşağı siyah ağ/ 58, Sivas, keyfim yerinde, komutanlar yedek, ben as/ 57, Sinop, elimdeki artık silah değil, adeta mercimekli lolipop/ 56, Siirt, ezilip ezilip büzüldüğün askerlikte yazmazsan, ne işi yarar geçen zaman, haydi şiirt/ 55, Samsun, şafak yazıyla elli beş, oldu mu sana temiz bir düşeş/ 54, Sakarya, hani bir gözyaşı düşer, sakar ya, işte öyle bir şey/ 53, Rize, aralıksız çay demleyen asker, şeker kırıyor tavşandan uzak kanlı bir güze/ 52, Ordu, derelerden yana sıkıntı yok, ne, biri şafak mı sordu/ 51, Niğde, helal sana hurdacı, çünkü sen zehre inandın, bu şafakta beni ağırladın/ 50, Nevşehir, köyden indim nev'e, nev'den indim koca bir şehir/ 49, Muş, artık bu şafağın yolu yokuş, ili muş sayın komutanlar/ 48, Muğla, asker ocağı sert ve sulu, yeni geleni bağla, gidene ağla/ 47, Mardin, kırk altı, Kahramanmaraş'a düşmek şimdi tek derdin/ 46, Kahramanmaraş, tepede dolunay varken, sen kimseye uyma, kahramanca savaş/ 45, Manisa, mesir macunu etkisi yaratıyor, bu şafak doğruysa/ 44, Malatya, yağmurlu bir akşamdan, bütün sindirimleri tribe sokan kayısıya/ 43, Kütahya, bir çaycı askerin zimmetinde, binbaşının porselenleri kırıldı, vukuat sicile düştü ve çaylar sarıya/ 42, Konya, tıpkı bir memleket kokusu gibi ortağım, çarşı izninde doydum pilava/ 41, Kocaeli, kırk bir kere maşallah, kara mürsel sepetindeki pişmaniye gibi/ 40, Kırşehir, kırdığımız cevizleri saymazsak, bu mucur yeraltı şehrinde her asker bir/ 39, Kırklareli, geri torun, gerisi dede olduk belli/ 38, Kayseri, sucuk, pastırma mantı, askerde bulabilirsen bunları, şafak attırma mantığı/ 37, Kastamonu, bi' de asker pide yedi mi, şafak atmasa da mutlu eder onu/ 36, Kars, şafağıma emrediyorum, izmir'e doğru kas/ 35, İzmir, yolun yarısı ile, güzel memleket birdir/ 34, İstanbul, zonguldak'ta her askerin gökyüzüne düşen is, şafak sayan teskereci bunca isten kısmetse tan bul/ 33, Mersin, millet gider tersime, şafak gider mersin'e/ 32, Isparta, el dikimi gül mü şafak kokar, el yapımı halı mı daha dokunaklı, ingilizce düşünecek olursak "this is ısparta"/ 31, Hatay, an itibariyle yaşım ve şafağım aynı, bu belki delilik, belki de hataydı/ 30, Hakkari, cigara döndürülüyorsa sabaha karşı, haklarıdır özgürlüğe açılan şafak yeri/ 29, Gümüşhane, tomara ve torul şelaleri gibi, zaman geçiyor kuşlar uçuyor, şafaktan eksildi yine bir gümüş hane/ 28, Giresun, giresun kalesi'nde kırdığın fındıklar, gelir askerde şafağını tırmıklar/ 27, Gaziantep, bir avuç fıstık şafağı kalmış asker, aramayacaksın hiçbir şeyde neden-sebep/ 26, Eskişehir, çiğ börek üzerine porsuk çayı-sigara keyfi, böyle iyi, burası o şehir/ 25, Erzurum, aylardan şubat mevsimlerden uçurum, oysa gittikçe daha sıcak şafakta son durum/ 24, Erzincan, bu mağaralarından duyulur girlevik şelalesi, ve tadından yenmez tulum peyniri gibi, bu şehirde şafak sayar can/ 23, Elazığ, harput kalesi'nde çaydaçıra oynayan askerler, sözüm size, vurun inlesin şafağın sazı/ 22, Edirne, komutanlarla yapılan kırkpınar yağlı güreşleri, sonumuz hayırlısı, sonumuz selimiye camii mi ne/ 21, Diyarbakır, malabadi köprüsünden atılan karpuz gibi patlıyoruz sıkıntıdan, oynadığımız delilo halk oyunu, birbirine vurduğumuz ergani bakır/ 20, Denizli, daha şafak atmadan öten denizli horozu gibi panik atak ve hiperaktifim sevgili/ 19, Çorum, leb demeden leblebi diyen yorum, şafağıma laf edersen çok pis korum/ 18, Çankırı, şafak sıkıştırdıkça ne bu şehrin kavunu kavun, ne de birleşir askerin can kırıkları/ 17, Çanakkale, düşmanca geçilmez bir yere tekabül ediyor, hem doğduğum yer, hem şafağımın dinlendiği kale/ 16, Bursa, inegöl köftelerini havluya sardım, şeftaliyi bıçakla soydum, bunlar hep teskere telaşı, ya şafak atmazsa/ 15, Burdur, bir mumdur, iki mumdur, bana bi' şafak doldur/ 14, Bolu, apolitiğim lakin iki hafta sonra gezeceğim sağı solu/ 13, Bitlis, avcumun içinde beş minare, beri gel teskere, beri gel/ 12, Bingöl, bir ünlünün soyadı olarak bakmamalı karakuş halkoyunlarına, hoş geldiniz binlerce göl var şafak ise sadece on iki/ 11, Bilecik, iki tane bir incecik, asker dediğin her şeyi bilecek/ 10, Balıkesir, biz asker, sizler sivil, ben onlar, balık esir/ 09, Aydın, şimdilik hâlâ incir için deve güreşleri, dokuz gün sonra ancak gün aydın/08, Artvin, sınır kapısına az kala devam ediyor boğa güreşleri, kim öle kim kala, kazanan vin vin/ 07, Antalya, altın portakal film yarışması devam ediyor, kurgu şahane, senaryo çok sert, portakal altın güya/ 06, Ankara, şafak olmuş anıtkabir, günümüz iktidarı ele alsak bir, botlarım diyor dibim kara, ayakkabı kutusu benden kara/ 05, Amasya, akıl hastalarının müzik ve su sesiyle tedavi edildiği ilk yer, etkini ancak beş gün sonra göreceğiz darüşşifa/ 04, Ağrı, özgür olamadıktan sonra ben bu dağı, sarayı neyleyim, özgür olduktan sonra ben bu dağı, sarayı seveyim/ 03, Afyon, no haşhaş, no vitamin, çok arayan, günü kalmadı deyin/02, Adıyaman, nemrut dağında kahta çayı içiyorum keyfim yerinde, samanlık seyran/ 01, Adana, şafak pamuk, kebap adana, porsiyon bir, yiyen teskerecidir

sinir krizinden çıkmanın tek yolu sadece kan akıtmak olan bir RDM asker/ sen benim kan kardeşim oldun burada/ vakit tamam kardeşim/ ben gidiyorum/ teskere sırası senin/ askerliğin son gününde/ rengarenk bir sivil gibi/ yaklaşırken hayata/ silah bakmış, ağlamış/ hani bana hani bana demiş


ilker filiz






ilker filiz
yüzyıllık perde/ sayfa 203-214




11 Ocak 2016 Pazartesi

The Revenant [2015]



diriliş

gerçekçi şeyleri bilirsiniz
ölüm gibi bir şeydir ama herkes ölür
rüzgâr bir ağacı yenemiyor
ağacın cv'si kabarık mı dersiniz
güçlü kökler, b sınıfı yapraklar
seyahat engeli olmayan
tercihen ingilizce bilen
ama diğer diller de çok güzel
kuzu dili harika olur kızartınca
esnek ölme saatlerine uyum sağlayabilecek
erkek adaylar için sesini çıkarmama hizmetini tamamlamış
oksijen üretme becerileri yüksek
yenilikçi ve yaratıcı, analitik serinletebilen
bırakın tüm bu serserilikleri
onca yıl önce bildik bir iskeletin iliğini yemeyi
ayağa kalkmaya başlamayı bir sopanın yardımıyla
oğlumu yitirdim ve hiç gözyaşı dökmedim
yaş dökmenin zamanı gelmedi belli ki
intikam insanın değil tanrının elindedir diyor
kimler neler demiyor ki
dizeler yokuş aşağıya doğru salınıyor
bir şeyler yazmanın en kolaylaştığı anlar
benimle ata bin ve bir okuma fişini canlandıralım
kızılderili kara dilini uzatıyor bayramlaşmak için
yok yok susamış sanki, hayır ya espri yapıyor işte
a hiçbiri, e hepsi, geriye geriden başka ne kaldı ki
toparlayalım ve trt'nin oradaki otoparka gidelim
insanın insanüstü şeylere esprisidir kara ağız açmak
ve bir atın içinde uyumak mecaz olmamalı
ve lafı fazla uzatmaya gerek yok bundan sonra
intikam kimi zaman bir kış sporudur