12 Şubat 2016 Cuma

Yüzyıllık Perde - Sayfa 203-214




NEFES: VATAN SAĞOLSUN [2009] - ŞAFAK SIKIŞTIRIYOR

Önce komutan konuşsun, ben de bir iki laf edeceğim: "Hepsi başkadır bu çocukların; yüzleri, elleri, sevdaları ve korkuları başkadır. Fark etmezsiniz onları. Neden onları fark etmediğinizi anlamazlar bile. Buraya sizin için, kahramanınız olmak için gelirler. Koşarlar. Ama anlamazlar neden koştuklarını. Yürümek kolay gelsin diye koştururuz onları. Özlemleri de buradadır; hüzünleri de, evleri de. Vatan artık burasıdır onlar için. Bir gol unutturur her şeyi. Kavga edercesine sevinirler. Dans ederler, ama kıvarmazlar. Erkek gibi... Gülerler. Hata yaparlar, ama yalan söylemezler. Âşık olurlar. Sevdalarını şiire dökerler. Farklı farklı yerlerden gelirler; Tunceli'den, Eskişehir'den, Adana'dan, İstanbul'dan. Anlamazlar birbirlerini. Burada anlamayı da öğrenirler. Hiç tanımadıkları bir düşman çıkar karşılarına. Düşmanlarıyla yüzleşmeye giderler. Kaderlerini merak ederler. Sıcak yataklarına veda eder ve dağlara doğru yolculuğa çıkarlar. Kader, kahramanını arar. Ve bulur. Her şeye rağmen yürümeye devam ederler. Ve bu yalnız kalbi dışarıda atan çocuklar zirveye çıktıkça sizden uzaklaşırlar. Artık ne onlar sizi anlar ne de siz onları." Piyade Komando Yüzbaşı Mete Horozoğlu

Bastığın yerleri yaprak diyerek geçme tanı. Düşün altında yatan binlerce sonbaharı. Şimdi; iyi, güzel çağrışım yaptık da, dünya üç günlüktür, askerlik değil. Ben İlker FİLİZ, nam-ı diğer: İlkerler. 352-2 KSD Jandarma Er. Acemiliğimi Kastamonu 5. Jandarma Eğitim Alay Komutanlığı 1. Tabur 4. Bölük 7. Koğuş 247 Numaralı Ranza'da yaptım. Ustalığımı ise Zonguldak Merkez Karakolu'nda hâlen yapmaktayım. Şu an ranzamdan yazıyorum. Sanmayın ki tüm askerliği böyle ranzamda geçirdim. Ha-şa! Ama yine de askerlik çok rahat geçiyor. Yalnız geceleri 15 kişi filan mütemadiyen horluyor. Bu sayı acemi birliğinde 70 civarıydı. Gün boyunca çok yorulduğumuz için asker arkadaşlarımın horlaması bir yerden sonra ninni gibi geliyor ve her gece deliksiz uyuyorum. Ranzamda her şey var; kitap, kitap okuma ışığı, not defteri, kalem, sigara, çakmak, çorap, don, atlet, duştan yeni çıkmış havlu, su ve daha neler neler... Tüm eşyalarım ve ben askerliğe uyum sağladık. Nefes filmi ile alakalı bir empati yazısı sunmaya çalışacağım siz sevgili okurlara. Her ne kadar batıda askerlik yapıyor olsam da, yazımın devamında oldukça karışık bir düzen izleyeceğim. O filmde, o karakoldaymışım gibi hissedip; bunu kâğıda, kaleme dökeceğim. Çünkü askerlik; tüm ülkeye sunulan bir vatan borcu. Şimdi bir asker olarak kendime emrediyorum: "NEFES AL! NEFES VER! NEFES AL! NEFES VER!"

                                                                                             "ağla, her gözyaşı düşer; çünkü sakardır" ilkerler

emirle dikleşen bir serüvendim/ başımdaki ağır kaskı/ sırtımdaki onlarca yükü/ derim sandım/ gökyüzüne inandım/ ve derindim evet/ ezildikçe büyüyen bir harp çocuğu/ her sabrı yükselten bir görev bu/ davullarla, zurnalarla gösterir uygun adımı/ ve emredin komutanım/ ve emredersiniz komutanım arasındaki ben/ en kötü ihtimalle esas duruştayım/ konuşurken günlük dilde "komutanım"ı at / geriye bir ben kalıyorum/ hem de yapayalnız/ elimde dolu bir silahla/ ah elbette sadece benim son duam kabul olacak

bizler nöbeti bekledik/ suda hareketsiz bir timsah gibi/ saatlerce, günlerce, haftalarca, aylarca, ve bir asır bekledik/ ve zamana meydan okuduk/ günde sekiz saat nöbet yazan bir komutana denk gelince/ tüfek düştü, göz düştü, uyuduk ve uyuduk/ her teklifimi reddettin/ kolumda akrep, yelkovan/ evlenmeyi bile istedim/ ben de gelip geçiciyim zaman/ Allah sana sabır versin

sakın uyuma içeri/ dışarısı sana bakıyor/ durmadan ıslatan yağmur, tek suçlu o/ çünkü güneş doğduğunda silahını geri istiyor/ işaretlenmiş ciddi karakollarıyla/ ayrıntılara hapsedilmiş zulmün farkında/ acemi askerdeki başıboş enerjiye otoritesini dokunduran/ ve bunu gece gündüz sürdüren/ boşluktaki bir eldir komutan

yağmura, kara, güneşe ve aya/ haddini bildiriyorum, fırtına ise/ çok uzaklarda bir uğultu/ rütbesizliğim gülümsüyor, sabrım çoğalmış/ ağaçlar her mevsim kuru olmaz ya/ ve komutanlar gülümsediğinde bir duble rakı daha içebilirim/ koltukları kaldır şimdi, askerler taşa otursun/ güneş ısıtmıyor, nöbette yazıyorum/ burası o memleket

botlar yoruyor/ komutan yoruyor/ kütüklük sıkıyor da sıkıyor/ ve bunları görmezden gelir her asker/ sabırsızlığından geriye ne kaldı söyle/ bir bir işledin kalbine günleri/ kanının yeşil akması bundan/ şarj ettin, deşarj oldun/ şarj ettin, deşarj oldun/ ve kulaklarında yokluğun sesi/ bazen anlamsızca uzun sürdü/ bir nefesin içine, bir nefesin gökyüzüne/ botsuz bıraktın beni kış mevsimi/ dört saat süren buz nöbetlerinde/ gelir gelmez sırtına konuşlanan tonlarca şafak/ akseder gün gün içilecek binlerce sigarana

asker beklesin/ çünkü solmaz bir çınar ağacı/ ve şafağın, korkma, kararmaz/ değer kazanır altın gibi/ asırlık tarihin/ zaten hangi silah korkar ki/ namlusundan kurşun geçince marş marş

uzasın askerliğim/ uzasın nöbetim ve baş ağrım/ yeter ki boyun bükmeyeyim/ sayılı gün kabuk çeker/ hiç ısıtmayan bir yara şafak/ karanlık nöbetleri akreple bağlayan

şafağına adam mı öldürdün denen asker/ nöbetlerden gelip nöbetlere savrulan/ kendini öldürürsen, kusuruna bakma/ şafak sıkıştırırsa ne winzip ne winrar/ ve evet kep gitti göt gitti/ biz askerlikte de göte göt deriz

216 mermi attıysam şimdiye kadar/ samsun 216 komutanım/ balgam yapıyor diğerleri ve sarma sigara/ bu ise 5 lira/ 5 demircik/ Allah şimdi hepimize sabır versin/ mesela dün vermemişti/ böylece acıya zulmederek deprem misali çöktük anların üzerine/ karda ölüm yok/ beyaz çok soğuk/ yeşil eziyettir/ anlıyorum siz şair askerleri/ sivildeyken bir nebze, askerdeyken tamamen bedenime yerleştim

siz galiba beni dalga geçiyor sanıyorsunuz/ birkaç kutu ayran içmiş gece nöbetçisine/ uykudan bahsedemezsiniz/ ve zippodan ve sigaradan yana şansın varsa/ uykuyu yenmek mütemadiyen çakmak gazına bakar/ neyse ki sigarayı bıraktım ama/ soğuğu bırakamadım/ ağzımdan, burnumdan duman çıkıyor

siz bu askerin şiirini okudunuz/ o ne okunduğunu biliyor/ ne de okunacağını/ terk edilmesi gereken/ bir karakolda yapayalnız nöbet tutarken/ parkesinin düğmelerini kaçıncı kez ilikliyor/ ve etrafına bakıyor/ zaman hep aklında/ fikri zamanla iştigal/ ıslık çalan itaatkâr dudakları/ dişlerine değin sızlıyor türküsü/ kıran kırana mücadele veren bir yalnızlık melodisi/ kendi kendine iddaaya giriyor/ komutanı yazsa bir sekiz saat daha nöbet tutarmış

dört günde yirmi beş komutana/ sekiz yüz elli çay satan bir askerden bahsediyorum/ burada sıkıntı, elbette çayda değil/ sigarayı emzik olarak kullanan komutanda

jemus ışığında sayısız kitap okumuş bir jandarma er/ özgürlüğü tadamadığı uzunca bir müddet sonunda/ kendinin aslına doğru sonsuz bir yolculuğa başlar

bir karakolda geceleri/ nöbetçiler dahil tek uyanık/ çılgın gece santralcisi/ aynı zamanda gece çavuşu/ acımasızlığı, vicdansızlığı gerektirir/ ve gece olup bitenlerden kimseye bahsedilmez/ ve gece olup biter, herkes habersiz/ güneşi ve şafağı hiçe sayan bu çavuş/ ölü gibi yatan yorgun askerleri uyandırır nöbete

yasaklar tenezzül eder mi aşka/ tıpkı bir sakız gibi büyüyor parçalandıkça/ ölmeye dair hiç atasözü yazar mı hayata/ artık bilemem buna yaşlılık mı denir/ yüzümdeki çizgiler hikâye/ yüreğimdeki, bakışlarımdaki yarıklardan şimdi kolum kanadım/ şafağını unutmuş nice asker tanıdım/ iradesi hiçbir şeye sıkışmıyor/ yokluğa öyle alışkın/ oysa biraz kan, biraz vatan/ ne iyi gidiyor gündüz düşlerinde

gece uykusunda sayıklamayan asker azdır/ ve egosunu önemsemeyen komutan/ unutun onları/ çünkü hatırlaması zordur bir kuş kadar özgürken/ mesela öfkemi/ kahramanlığa asılı nefret yeşertmeyen bir ağaca bağladım/ var mı hisseden doğuda arazi görevine çıkmış onu/ bazen/ herkes ölüyor o güldüğünde/ açlıkla beslenen mucizeler gibi şakayla karışıyordu/ epik bir anlayışla kurulan sempati/ yeri yeşil, göğü mavi yapacaktır ay-yıldız semalarında

                                        "komutanım siz aşık oldunuz mu hiç/ güldü mü" ölmek üzere olan bir asker

bakın, aşk yok/ belki 365, belki 180 gün / yokum, devre kaybıyım, çürüğe ayrıldım/ sesini duymak istemiyorum anne/ çünkü bana aşkı hatırlatıyor/ emir tozu üflendiğinde sert yerinden/ psikolojinin doğasına uymuyor askerlik/ gediğine oturttuğu motifler her şeye teğet geçiyor/ bu yazı itibariyle/ askerlik anıları toplama kampında/ hiç yoktan kazandığım zulüm, parıldar durur kalbimde

bir şeyler açtıkça soluyor/ ve solması lazım/ çünkü askeri bırakmıyor zaman/ gündüz ne kadar koşuyorsa gece o kadar yürüyor/ çünkü herkes idare etmesi gerekiyor bu illüzyonla/ fakat kamuflaja hapsolmuş kurtlar/ ulumasını baston gibi diyaframında tutuyor/ sanırsın ki ezilmenin verdiği kömür isi ile kırk yıllık arkadaşlar

her genç yoksul ve sabırsızken tanıştı seninle/ sivilliğin yok sayıldığı/ ölüm ve eziyetin kış sersemliği/ hiçbir şeye benzemeyen karanlık rütbeler takıyordu

mercimekten oluşan asker/ evirdi ve kuru fasülyeye yordu kendini/ yok oldu sigarasızlık ve uykusuzlukla/ neyse ki seksen üçlüyüm, askerde güçlüyüm/ öyle ki botlu hayat, herkese başka sunar garip oyunlarını/ misal; anlatayım, tüm vücut ısımı emiyor silahımın soğuk ruhu/ ve bu mantıkta silah benden daha çok üşüyor/ içliğin yararları ve yan etkileri/ soğukta sever/ sıcakta geri teper/ biz üstümüze de içlik giyiyoruz/ yüreğimizi ısıtmasa da, asker ocağı pek püfür

ördek yürüşü yapan bir çift asker botu/ yani kuşlar mıntıka yapıyor/ herkese göre bir askerlik icat edildi diyor bir komutan/ çocuklar ve kuşların bembeyaz kanatları/ savaş çığlıkları gibi acelece/ yükseliyor.../ yükseliyor.../ büyük bir sessizliğe bürünüyor içtima alanı/ birbirine diklenen iki güvercin/ bile sus pus esas duruşta/ bu dünyada neler olup bitiyor/ bunca rütbe arasında bilemiyoruz ki/ televizyonda hep aynı dizi, aynı haberler/ gündem de değişmiyor sanki, ne bileyim/ yolsuzluk, cinayet, cinsel istismar, terör/ durağanlık melankolisi bu besbelli/ on sekizinde delikanlı olmak var tekrar

yemekhanede askere ayran atan komutan sevimliliğiyle bak ve gül bana/ bak ve gül/ askerlik tuzlu ve ekşi o an/ ve yüzümdeki hüznün attığı rütbe, tuttuğu şafak

yatması güzel oluyor iki tane silahın üzerine/ öyle bir şiir geliyor ki/ daha günler geçtikçe uzayacak/ yani diyor bir komutan, sessiz durursan sesini de duyarsın

komutanım bana ölümü iste görücü usulü/ günler hiç geçmesin tamam/ çünkü zaman/ gökyüzündeki yıldızlar kadar hareketsiz ve donuk/ bir komutan hatırlıyorum/ yalnızca rütbesiz askerleri seven/ lakabı kral, kalbi büyük/ adı bende saklı/ korkmayın, çükümüzü mü kesecekler diyor/ tahtının üzerinden saydırıyor/ düşmanların ardından

mavinin huy olduğunu kurumuş gökyüzüne anlatırken gece/ sakladığı yıldızları ve örttüğü atmosferi izah ediyordu bir yandan/ oysa benim umrumda değil onların sonsuz münakaşası/ gece anlamaz ki bir askerin yıldırım nikahını/ yerde kalıp özgürlüğü özlemenin telafisizliğini/ en son ezberlediğim küfrü
samimiyetle hıçkırdım düşmana/ bir silah namlusunu, bir kaleme değişip/ defalarca istedim bu şiirin bitmesini

sıcaktan tasarruf etmekte/ ve yani sıcağı az kullanılmış/ rütbeliler, rütbesizler çaresiz/ her türlü şeyin yaşandığı bir yer burası/ ruhun bütün çekmeceleri/ emirlerle, vukuatlarla, garipliklerle dolu/ uyuşuk bir asker/ ve soğuktan uyuşmuş elbette/ cebindeki tek dal sigarayı/ küçük bir servet gibi herkesten koruyor

asker ocağının gizemini keşfetmiş derinlik/ o yalnız asker/ o her şeyden uzak/ hali, hareketi orduda ve dünyada akıl almaz bir delilik/ böylece tabloda bir renk mi olması lazım onun/ tamam tamam, bildim, o artık siyah/ keza simsiyah/ renkçe yoksun/ derinlikçe derya/ o artık saadetten ve karanlıktan yorulmayan bir can

Ve ben askerde ölmedim. Günler öldü. Plaka Sendromu başladı: "81, Düzce, bu askerlik biter mi sence?/ 80, Osmaniye, şafak sıkıştırıyor sorma niye/ 79, Kilis, biz askerler şehir şehir gezeriz/ 78, Karabük, şafak karda-kışta alev almış kömürlük/ 77, Yalova, gurbetteyim selam söyleyin siz ona/ 76, Iğdır, böyle bir askeri mıntıkada gören var mıdır/ 75, Ardahan, selam olsun sana ey şafak sayan/ 74, Bartın, öyle bir an gelirdi ki, yıldızları bile sayardın/ 73, Şırnak, günler bir bir geçiyor şafak atarak/ 72, Batman, o bir kuş, o bir uçak, hayır o bir BATMAN!/ 71, Kırıkkale, botlar hunharca eskiyor bir büyük umut ile/ 70, Karaman, yeterince sabırlı değilsen bu şafaklara varaman/ 69, Bayburt, devlet kendi kendini soysa da, bize emanet edildi bu yurt/ 68, Aksaray, yolcusu kalmasın aman şafak sayar/ 67, Zonguldak, kara elmas cennetinden selam getiren jandarmaya bak/ 66, Yozgat, günler takır takır koşan sahipsiz bir at/ 65, Van, şafak karıştı, ay, sen güneşi daha göktaşı san/ 64, Uşak, hâlâ tutanak yemedim, başım dik, alnım ak/ 63, Şanlıurfa, askerlik kebap değil, ama mütemadiyen bol acılı urfa/ 62, Tunceli, burnuma pıt diye parmağını konduran uzman jandarma yedi kademeli çavuş eli/ 61, Trabzon, uuiy uşauuğm atarsa şafak altı tane on/ 60, Tokat, güneş batıyor içim çok rahat/ 59, Tekirdağ, askerlik mi; içi beyaz, dışı baştan aşağı siyah ağ/ 58, Sivas, keyfim yerinde, komutanlar yedek, ben as/ 57, Sinop, elimdeki artık silah değil, adeta mercimekli lolipop/ 56, Siirt, ezilip ezilip büzüldüğün askerlikte yazmazsan, ne işi yarar geçen zaman, haydi şiirt/ 55, Samsun, şafak yazıyla elli beş, oldu mu sana temiz bir düşeş/ 54, Sakarya, hani bir gözyaşı düşer, sakar ya, işte öyle bir şey/ 53, Rize, aralıksız çay demleyen asker, şeker kırıyor tavşandan uzak kanlı bir güze/ 52, Ordu, derelerden yana sıkıntı yok, ne, biri şafak mı sordu/ 51, Niğde, helal sana hurdacı, çünkü sen zehre inandın, bu şafakta beni ağırladın/ 50, Nevşehir, köyden indim nev'e, nev'den indim koca bir şehir/ 49, Muş, artık bu şafağın yolu yokuş, ili muş sayın komutanlar/ 48, Muğla, asker ocağı sert ve sulu, yeni geleni bağla, gidene ağla/ 47, Mardin, kırk altı, Kahramanmaraş'a düşmek şimdi tek derdin/ 46, Kahramanmaraş, tepede dolunay varken, sen kimseye uyma, kahramanca savaş/ 45, Manisa, mesir macunu etkisi yaratıyor, bu şafak doğruysa/ 44, Malatya, yağmurlu bir akşamdan, bütün sindirimleri tribe sokan kayısıya/ 43, Kütahya, bir çaycı askerin zimmetinde, binbaşının porselenleri kırıldı, vukuat sicile düştü ve çaylar sarıya/ 42, Konya, tıpkı bir memleket kokusu gibi ortağım, çarşı izninde doydum pilava/ 41, Kocaeli, kırk bir kere maşallah, kara mürsel sepetindeki pişmaniye gibi/ 40, Kırşehir, kırdığımız cevizleri saymazsak, bu mucur yeraltı şehrinde her asker bir/ 39, Kırklareli, geri torun, gerisi dede olduk belli/ 38, Kayseri, sucuk, pastırma mantı, askerde bulabilirsen bunları, şafak attırma mantığı/ 37, Kastamonu, bi' de asker pide yedi mi, şafak atmasa da mutlu eder onu/ 36, Kars, şafağıma emrediyorum, izmir'e doğru kas/ 35, İzmir, yolun yarısı ile, güzel memleket birdir/ 34, İstanbul, zonguldak'ta her askerin gökyüzüne düşen is, şafak sayan teskereci bunca isten kısmetse tan bul/ 33, Mersin, millet gider tersime, şafak gider mersin'e/ 32, Isparta, el dikimi gül mü şafak kokar, el yapımı halı mı daha dokunaklı, ingilizce düşünecek olursak "this is ısparta"/ 31, Hatay, an itibariyle yaşım ve şafağım aynı, bu belki delilik, belki de hataydı/ 30, Hakkari, cigara döndürülüyorsa sabaha karşı, haklarıdır özgürlüğe açılan şafak yeri/ 29, Gümüşhane, tomara ve torul şelaleri gibi, zaman geçiyor kuşlar uçuyor, şafaktan eksildi yine bir gümüş hane/ 28, Giresun, giresun kalesi'nde kırdığın fındıklar, gelir askerde şafağını tırmıklar/ 27, Gaziantep, bir avuç fıstık şafağı kalmış asker, aramayacaksın hiçbir şeyde neden-sebep/ 26, Eskişehir, çiğ börek üzerine porsuk çayı-sigara keyfi, böyle iyi, burası o şehir/ 25, Erzurum, aylardan şubat mevsimlerden uçurum, oysa gittikçe daha sıcak şafakta son durum/ 24, Erzincan, bu mağaralarından duyulur girlevik şelalesi, ve tadından yenmez tulum peyniri gibi, bu şehirde şafak sayar can/ 23, Elazığ, harput kalesi'nde çaydaçıra oynayan askerler, sözüm size, vurun inlesin şafağın sazı/ 22, Edirne, komutanlarla yapılan kırkpınar yağlı güreşleri, sonumuz hayırlısı, sonumuz selimiye camii mi ne/ 21, Diyarbakır, malabadi köprüsünden atılan karpuz gibi patlıyoruz sıkıntıdan, oynadığımız delilo halk oyunu, birbirine vurduğumuz ergani bakır/ 20, Denizli, daha şafak atmadan öten denizli horozu gibi panik atak ve hiperaktifim sevgili/ 19, Çorum, leb demeden leblebi diyen yorum, şafağıma laf edersen çok pis korum/ 18, Çankırı, şafak sıkıştırdıkça ne bu şehrin kavunu kavun, ne de birleşir askerin can kırıkları/ 17, Çanakkale, düşmanca geçilmez bir yere tekabül ediyor, hem doğduğum yer, hem şafağımın dinlendiği kale/ 16, Bursa, inegöl köftelerini havluya sardım, şeftaliyi bıçakla soydum, bunlar hep teskere telaşı, ya şafak atmazsa/ 15, Burdur, bir mumdur, iki mumdur, bana bi' şafak doldur/ 14, Bolu, apolitiğim lakin iki hafta sonra gezeceğim sağı solu/ 13, Bitlis, avcumun içinde beş minare, beri gel teskere, beri gel/ 12, Bingöl, bir ünlünün soyadı olarak bakmamalı karakuş halkoyunlarına, hoş geldiniz binlerce göl var şafak ise sadece on iki/ 11, Bilecik, iki tane bir incecik, asker dediğin her şeyi bilecek/ 10, Balıkesir, biz asker, sizler sivil, ben onlar, balık esir/ 09, Aydın, şimdilik hâlâ incir için deve güreşleri, dokuz gün sonra ancak gün aydın/08, Artvin, sınır kapısına az kala devam ediyor boğa güreşleri, kim öle kim kala, kazanan vin vin/ 07, Antalya, altın portakal film yarışması devam ediyor, kurgu şahane, senaryo çok sert, portakal altın güya/ 06, Ankara, şafak olmuş anıtkabir, günümüz iktidarı ele alsak bir, botlarım diyor dibim kara, ayakkabı kutusu benden kara/ 05, Amasya, akıl hastalarının müzik ve su sesiyle tedavi edildiği ilk yer, etkini ancak beş gün sonra göreceğiz darüşşifa/ 04, Ağrı, özgür olamadıktan sonra ben bu dağı, sarayı neyleyim, özgür olduktan sonra ben bu dağı, sarayı seveyim/ 03, Afyon, no haşhaş, no vitamin, çok arayan, günü kalmadı deyin/02, Adıyaman, nemrut dağında kahta çayı içiyorum keyfim yerinde, samanlık seyran/ 01, Adana, şafak pamuk, kebap adana, porsiyon bir, yiyen teskerecidir

sinir krizinden çıkmanın tek yolu sadece kan akıtmak olan bir RDM asker/ sen benim kan kardeşim oldun burada/ vakit tamam kardeşim/ ben gidiyorum/ teskere sırası senin/ askerliğin son gününde/ rengarenk bir sivil gibi/ yaklaşırken hayata/ silah bakmış, ağlamış/ hani bana hani bana demiş


ilker filiz






ilker filiz
yüzyıllık perde/ sayfa 203-214